Tpöçg Blog aralık ayı önerilerini iftiharla sunar ☺
Merhaba,
Bu aralık yastayız. Sevilen birini kaybetmek tüm insanların tecrübe ettiği evrensel bir trajedi. Ölüm ise doğal sürecin bir parçası kayıptan geriye kalansa güçlü bir hüzün ve yas süreci. Keder, siz onu kabul edene kadar gitmemekte ısrar eden bir yabancı gibi hayatınızı kapsar. Sizin hayatınızı bu derece kapsayan bir hissin diğer insanlar tarafından hissedilmiyor oluşu dış dünya ile iletişimi güçleştirir. Kaybedilen kişinin unutulmamasının yolu onu anmaktan, hatırlatmaktan, kaybınızın sizin için ne ifade ettiğini yansıtmaktan geçer. Kayıp sizin içinizde yaşar ve varlığını sürdürür böylece şok ve inkar ile başlayan süreç, sürece uyum sağlamak ve akışın getirilerini kabullenmek ile devam eder.
Ölüme bakış açımız oldukça kişisel olmakla birlikte evrensel aslında. İkonik bir görsel var, beş tane insan iskeleti yan yana ve altlarında ateist, liberal, zengin, dindar, fakir vs sıfatlar yazıyor. Sıfat ne olursa olsun yaşananlar ve yaşanacak olanlar insan olmanın bir getirisi. Öte yandan ölüm çeşitlilik gösteren cenaze törenleriyle karşılanıyor. Fransız yönetmen ve renkli kişilik Agnés Varda’nın ölüm haberini bu yıl aldık ve kendi isteği üzerine insanların dans ettiği, şarkılar söylediği bir cenaze düzenlendi. İngiliz gençlik draması Skins’te de kaybedilen yakını, anılara nostaljik bir bakış ve “o burada olsaydı ne yapmamızı isterdi?” düşüncesiyle uğurladılar. Dünya üzerinde ölümü karşılamanın çok çeşitli örnekleri mevcut. Hepsinin ortak noktası ise yaşananların evrensel bir sürecin parçası olması.
Kitap: Mavi Geceler
Amerikalı yazar ve entelektüel Joan Dididon, kendisi gibi yazar olan eşini kaybettikten sonra O Yılın Büyüsü kitabını kaleme aldı. Yas sürecinin aktarımında bir kült olan ve en çok satanlar arasına giren bu kitap, insanın eşini kaybetmesinin herkesin başına gelen, gelebilecek olan bir süreç oluşunu ve yazarın tecrübesini çok samimi ve sansürsüz bir şekilde aktarıyordu. Eşini kaybetmek kadar yaygın olmayan bir diğer kayıp ise evlat kaybı, Mavi Geceler tam da bununla ilgili. Tanıdığınız veya sevdiğiniz biri tam önünüzde öldüğünde, hastaneden tek başına eve gelmenin ve hazırladığınız yemeği o karşınızda oturmadan yemenin nasıl bir şey olduğunu, kederin nasıl hissedildiğini, travmanın nasıl hissettirdiğini bir nebze anlamak isterseniz bu iki kitap son derece naif ve hüzünlü güzellikleriyle sizleri bekliyor.
“İnsanın çocuk sahibi olmadan ölmesi, korkunç bir şey. Bunu Napoléon Bonaparte söylemiş. Ölümlüler için, çocuklarının ölümünü görmekten daha büyük bir acı olabilir mi? Bunu da Euripides söylemiş. Ölümsüzlükten söz ederken, çocuklarımızdan söz ederiz. Bunu ben söyledim.”
Film: Trois Couleurs Blue
Her gün yanından geçip gittiğimiz, hayatın akışına kapılmış, hareket eden, ağlamayan, duygusal olarak mesafeli duran pek çok insanın arasında tüm ailesini trafik kazasında kaybetmiş birileri var mıdır dersiniz?
İnsan acıyı ne yapar? Bazısı acının kendisi olur, hayatı o olur. Bazısı odanın içindeki fil misali görmezden gelmek ister onu, yok etmek istedikçe büyür ta ki yüzleşene kadar. Yine bazıları onu konuşamaz, ağlayamaz ama ellerini duvara sürte sürte yürürler, bağırmamak için avuçlarını ısırırlar, gözlerine düşen bir damla yaşı akıtmadan uyurlar, acıya koşarlar, anne rahmine kaçmak ister gibi yüzerler, insanları silerler, ev değiştirirler. Her seferinde gelir bulur onları yine en umulmadık yerde en sinsi köşelerde, sessizce durmakta olan masum eşyalarda; mesela bir lambada. Sonra mavi rengin yansımasında kaybını görüverirsin.
“- Sen neden ağlıyorsun?
– Çünkü siz ağlamıyorsunuz.”
Müzik: LCD Sounsystem-Someone Great
Ölümün farklı insanlarda farklı karşılanışından söz etmişken bu çok yerinde bir eser olur. Kaybı en günlük gerçeklerle ve basit cümlelerle elektronik dans müziği eşliğinde ifade eden bu şarkı yasın yoğunluğunu ve en temel gerçeklerle tetiklenebilirliğini ifade ediyor. James Murphy seçtiği bu melodiyle gerçekten kedere çok benzeyen fakat hayata devamı dans etme dürtüsüyle ifade karşıt duygular yaşatıyor.
And it keeps coming
And it keeps coming
And it keeps coming
And it keeps coming
And it keeps coming
And it keeps coming
And it keeps coming
Till the day it stops
Berru Doğan