Yolculuk Nereye

(Bu yazının okunma süresi yaklaşık olarak 3 dakika sürmektedir)

Gecenin serinliği yayılsa da etrafa, üşümek iyi geliyormuş gibi ceketlerimizi almadan çıkmıştık dışarıya. Buna rağmen sıcak kahvenin içimizi ısıtmasını bekliyorduk umarsızca. Geleli yaklaşık yarım saati bulmuştu fakat halen ne karşımdaki ne de ben tek kelime etmemiştik. İstesem bir konuşma başlatabilirdim ama onun lafa girmesini bekliyordum. Kelimeleri zihninde toparlamaya çalıştığının farkındaydım. Yine de buraya gelene kadar toparlaması gerekmez miydi?

“Gitmek istiyorum.” dedi. Anlaşılan söyleyecekleri diline ulaşabilmişti. “Çok uzaklara gitmek hem de.”

Daha önceleri de gitmek istediği çok olurdu, onu bildiğimden beri bir yerde duramazdı zaten. Evini değiştirirdi, çevresini değiştirirdi, şehrini değiştirirdi… Duvarların içinde rahat edemez, sürekli dışarıda olmak isterdi. 

“Nereye gitmek istiyorsun mesela?”

İçtiği kahvenin kupasında parmaklarını gezdiriyordu sakince. Geceye yaklaşan saatlerde kahve içmek isteyip istemediğimi sormak için aradığında konuşmaya ihtiyacı olduğunu anlamıştım. Son günlerde fazla suskundu, hepimiz merak ediyorduk bu hallerinin altında yatan sebebi fakat kimseye anlatmıyordu bir şey. Ya da anlatamıyordu. Ağzından kelimeleri cımbızla alabiliyorken, sonunda bana kendisini açmaya hazır olmasına heyecanlanmış ve kısa sürede kabul etmiştim teklifini. 

“Kaybolduğumu hissediyorum.” dedi.

“Bu yüzden mi gitmek istiyorsun?”

“Evet… Korkuyorum kaybolmaktan. Yıllardır içinde olduğum hayatta kaybolmak sanki kendi hayatımda bir yabancıymışım gibi hissettiriyor. Yıllardır tanıdığım tüm o yanımdaki insanların arasında yabancı hissetmek zor geliyor. Daha önce görmediğim yabancıların arasında yabancı hissetmek daha az acıtır belki de.”

“Ama yine yabancı olacaksın. Kayıp hissetmeyecek misin böyle?”

Durakladı parmakları, bakışlarını kaldırıp bana çevirmişti. Hayata bu kadar yabancı hissederken bir tanıdık el arıyordu belki, kalmak için bir sebep arıyordu. Bu sebebi bende bulacağına dair umudu, ona daha da bağlanmamı sağladı.

“Yola çıkan, kaybolmayı da göze almalı.” dedi. Şaşırtmadı bunu söylemesi, çünkü yolculukları severdi. Sürekli ilerlemeyi; nereye gideceğini bilmeden, yolda ne göreceğini bilmeden ilerlemeyi ve vardığı hiçbir noktaya ait hissetmezken yolun ta kendisine ait hissetmeyi severdi.

“Ama kaybolmaktan korktuğunu söyledin.”

“Yolun kendisinde değil, vardığım noktada kaybolma düşüncesi korkutuyor beni. Ben bir şeylere ulaştığımı zannederken aslında yalnızca bir boşluğun içinde olduğumu fark ettim. Öyle kayboldum ki ne hayal kaldı ortada ne de hedef. Unuttum niye burada olduğumu, neden hayatta olduğumu…” 

Devamını getirecekmişçesine duraksamasına sesimi çıkarmadım, pür dikkat kulak vermeye devam ettim dediklerine. Gözlerini kaçırdı, ellerini kahve kupasından uzaklaştırdı. “Sanki bana kollarını açan yegâne varlık kara toprak gibi. Ve bu yalnızlık hissi ona doğru koşmam için daha da itekliyor beni. Korkuyorum, çok korkuyorum hem de.”

Telaşlansam da söylediklerine belli etmemeye çalışarak ellerimi sıktım, ne demem gerektiğini bilemedim bir an. Yolda olmak huzur veriyordu ona. Fakat varmak da bir o kadar içinden huzuru çekip alıyordu. Onun ölümle burun buruna olduğu düşüncesi beni de korkutuyordu.

“Hedefine vardığını nereden biliyorsun?” dedim yolculuğunun henüz bitmediğini hatırlatmak istercesine. “Daha önünde çok uzun bir yol var.” 

“Sorun da bu. Yoldayım ama bilmiyorum nereye gittiğimi. Ucu karanlıktan ibaret ve o karanlık bulut olduğum yere doğru geliyor yavaş yavaş. Önümde yol görememek sona yaklaştığımı düşünmeme neden oluyor.”

“Görememen, olmadığı anlamına gelmez. Bir fenere ihtiyacın var yalnızca o karanlığı aydınlatmak için. Belki sonunda ne olduğunu göstermeyecek o fener, ama yine de sonunda ne olduğunu bilmediğin bir yoldan neden korkasın ki?” Özenle seçmeye çalışıyordum kelimelerimi. Eğer mutluluk varsa yolun sonunda, o yolun bir an önce bitmesini istersin. Eğer vahşetle doluysa ucu, yolu ilerlemekten korkarsın. Ama sen bilmiyorsun ne olduğunu. Bu yüzden tek yapman gereken yolun sonundaki belirsizliğe cesurca ilerlemek. İşte o vakit, insana kollarını açan yegâne şey tüm o yabancılardan ve ölümden ziyade, yalnızca uzun bir yolculuk oluyor.”

Sessizlikle dinledi beni, ellerini yeniden sıcak kupayla buluşturdu. Zihninin içinde nelerin geçtiğini bilmemek beni endişelendirse de, yüzündeki gülümsemeyi görmek kalbime çöken ağırlığın kalkmasını sağlamıştı.

“Teşekkür ederim…”

Kahvelerimizi bitirip kalktığımızda evine gitmek yerine birkaç saat dışarıda yürümeyi seçmişti. Gitmek istiyordu, çok uzaklara gitmek… Bu istek her daim olacaktı içinde. Hiçbir yere sığamadığını hissediyordu çünkü. 

Yol bitmiyordu. İnsan ilerlemeye devam ettikçe de bitmeyecekti. Önemli olan ilerlemekmiş, yine de yola çıkan kişi kaybolmayı da göze almalıymış. 

Ve her ne kadar kaybolsa da ilerlemeye devam edenin asıl amacı yolun ta kendisi olurmuş.

Yazar: Beyza Dilara Meşeci

Görsel Kaynak: https://pin.it/6uC4p8zAg

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bu site, istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanıyor. Yorum verilerinizin nasıl işlendiği hakkında daha fazla bilgi edinin.