Sen Başlat Ben Eklerim

(Bu yazıyı okumak yaklaşık 3 dakika sürmektedir.)
“Sen başlat, ben bir şeyler eklerim.” dedi. Birlikte çıktığımız ve sayamadığımız kadar çok olan o uzun yolculukların yine birinde buluşmuştuk. Akşamı sırtımıza alıp gece boyu o uzun yolculukta kaybolmanın heyecanını yaşıyorduk. Her zamanki gibi birbirimizin yükünün yarısını hafifletmek için uyumuyorduk. Yarı yarıya sırtlanıp tam olabilmekmiş dostluk. El ele tutuşup güneye varacaktık. Tüm o karanlık yolculuklarımızda yaptığımız gibi vardığımız durak kadar bu süreçte yaşadıklarımızın heyecanını hissettik. Güneş bizi o durakta karşılayacaktır, birlikteydik, biliyorduk.
Birlikte büyüyorduk, birlikte uzaklaşıyorduk bir şeylerden, birlikte yakınlaşıyorduk yeni şeylere. Kendimizi keşfediyorduk, yeni yerler keşfediyorduk, yeni bir gökyüzü doğuyordu sanki üstümüze yıllar bize dokunup geçtikçe. “Yazar olan sensin.” demişti hikayemin kahramanı. Oysa onsuz eksik kalırdı sızlanmadan akıp geçen anlar, ân’latıldıkça hikâyeleşen sonsuz anılar. Biz birlikteyken olduğumuz gibi vardık, olduğumuz kadar vardık. Fazlasını aramadan, eksiklerini bulmadan, memnunduk birbirimize yaslanarak. Hikâyenin kahramanı yazıyı devralarak “İnsanın hayatta kaç tane böyle dostu olabilir ki?” yazdı. Çok güzel olmuştu. Bir sayfanın sonuna doğru yol alırken gecenin uykusuna kendimize bıraktık.
Ege’nin nemli esintisi kollarımıza sarılıp yanaklarımızı öperken sabah olmuştu. İşte orada yeni bir dostla daha kucaklaştık. Yolculukların sonlarında hep yeni maceraların başlangıçlarındaydık aslında. Valizlerimizi taşıyıp eve vardığımızda karnımın beni asla yalnız bırakmayan ağrısı tazecik kekik çayıyla yerini sakinliğe bıraktı. Sohbet dolu bir kahvaltı sonrasında yanımızda getirdiğimiz hasretlerimizi kalabalık, şen kahkahalara bırakmıştık. Birlikte gülmek güzeldi, birlikte yürümek güzeldi, birlikte olmak çok güzeldi. Bir an hiç bitmeyecek sanılan sancılı ve yalnızlık dolu tek kişilik sofralar, maskeler, mesafeler işte o an sonlanmıştı; kavuşmalar güzeldi.
Kısa bir dinlenme sonrası sahile varmıştık. Yanımızda doğallığımızı, sadeliğimizi, birlikteliğimizi taşımıştık. Dolup taşıyordu içimizden ân’ın üç şekerli delirmeleri. Oradan oraya yüzdük, sanki hiç ağlamayacakmış kadar çok dedikleri kadar da güldük. Elli dört yaşında olduğunu söyleyen fakat ruhunun tazeliği hala on sekiz gösteren bilge bir yabancıdan nasihatlerimizi nasiplendik. Uzun konuşmaların sonunda özetle önce “insan” olmak gerekliydi, sonrası kolaydı. İşte bu kadar basit ve anlamlıydı elli dört yılın birikimi.
Akşam oldu, çaylar demlendi, biz demlendik. “Sen başlat, ben eklerim.” demişti dostum. Eklenmişti ruhum. Şenlenmiştik. Basitti bazen hayat, bu kadarcıktı, karmaşık bilmecelerine ve koyu karanlıklarına rağmen. Kötü anlar, kötü süreçler yaşanabilirdi ama iyiler de bir o kadar basit ve mümkün olabilirdi. Özellikle de karanlık yolculuklar sırasında yanında bir dost varsa elini tutan, yükünü alan; yalnızlıkla geçen aralıklardan sonra bir dost varsa seni yolun sonunda karşılayan, hayat güzeldi. Yolculuklar ve süreçler güzeldi.
Yazar: Sıla Arslan

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.