Ön yargı denildiğinde aklımızda beliren o ilk siluet negatif oluyor değil mi? Oysaki ön yargı pozitif bir kavram da olabilir. Mesela sevdiğimiz ve seçimlerine güvendiğimiz kişilerin önerilerini, kesinlikle güzel olacağına inanarak dener, her seferinde görüşlerimize yakın olan kanalları izlemeyi tercih ederiz. Öyleyse neden ön yargıyı tanımlanırken her defasında negatif olan tarafı seçeriz? Bizler ön yargılara karşı bile ön yargılı olmaya meyilliyiz.
Ön yargılar bir kişiye, nesneye, gruba ya da olaya karşı duygusal yönü ağır basan veya geçerliliği kanıtlanmayan tutumlardır. Her tutumda olduğu gibi ön yargıların da bilişsel, duygusal ve davranışsal boyutları vardır. Bilişsel boyutuna baktığımızda kalıp yargılar ile karşılaşırız yani o tutum üzerine bir şema oluştururuz. Bu şemalar genellemeler içerir ve o olay içindeki farklılıkları ayırt edemeyiz. Duygusal boyutu kıskançlık, hayranlık, tiksinme ve merak gibi duyguları barındırır. Davranışsal boyutlarını ise sosyal etkileşimden kaçma veya ayrıştırıcı hareketler olarak ele alabiliriz.
Bizler ön yargılarımız ile doğmuyoruz. Ailelerimiz, çevremiz, akranlarımız yani içinde bulunduğumuz toplumun geleneksel kuralları ve öğretileri ile kodlanıyoruz. Bu kodlanma sürecine ise toplumsallaşma diyoruz. Bu süreç öyle uzun bir zaman da değil! Araştırmalara göre 4-5 yaşlarındaki bir çocuk siyahi ve beyaz arasında ayrım yapmaya başlayabiliyor. Genele vurduğumuzda olumsuz ön yargılarımız bizi yutuyor.
Bir yandan da toplumun oluşturduğu tüm inanç ve öğretiler bizi tarafsız olmaya iter. Tüm din kitapları ve ahlaki öğretiler tarafsız olmanın erdem olduğuna dair anekdotlar sunar, bizi tarafsız olmamız için teşvik ederler. Kişi odaklı kararlar verdiğimizde daha tarafsız olduğumuza dair birçok araştırma vardır.
Bir araştırmada felakete uğrayan bir bölgeye yardım ulaştırmak için bilgilendirme yapılıyor ve oradaki grubun nitelikleri anlatılıyor aynı anda yardıma muhtaç bir bireyin fotoğrafı gösteriliyor ve istatistikleri verilmiyor. Sonuçlara bakıldığında bireye yardım etme eğilimi kat kat fazla çıkıyor.
Adam Smith şu soruyu sorar “Pasif duygularımız neredeyse her zaman bencil ve çıkarcıyken etkin ilkelerimiz nasıl bu kadar cömert ve asil olabiliyor?” Ve bu soruyu şöyle yanıtlıyor; “Sebep; akıl, ahlak ve vicdandır.”
Ön yargı ve tarafsızlık insanın dilemmasıdır. Bizim ön sezilerimiz, iç sesimiz, duygularımız ve bunların etkisi altındaki yargılarımız ve hareketlerimiz var. Bunun yanı sıra rasyonel düşünme ve planlamalar da yapabilir, tarafsızca analiz edebiliriz. O zaman bu yetilerimizi neden gerektiğinde duygularımızı yoğunlaştırmada gerektiğine onlara ket vurmada kullanmayalım ki?
Yazar : Büşra Böyükgöz
Kaynakça:
Peker, M. Psikolojik açıdan önyargı (2011, Nisan)
Cohen,L.J. (2017) A’dan Z’ye Psikoloji. İstanbul : Say
Jarrett, C. (2011) 30 Saniyede Psikoloji. Çin: Caretta
http://blog.milliyet.com.tr/tutum-ve-iflah-olmaz-onyargi/Blog/?BlogNo=209491 sayfalarından yararlanılmıştır.