Dünyayla Dolmak, Dünya Olmak

Uzunca bir yaz tatilinin ardından okula dönmüştü. Her tatilde olduğu gibi bu tatilde de yeni kararlar almıştı; fakat bir değişiklik vardı. Her sene aldığı kararlar ona “Bu sene çok çalışacağım!” dedirtirken bu sene çok da çalışmasına gerek olmadığını düşünüyordu. Baştan alalım hikayeyi…

20’li yaşlarının başında ve başarılı bir öğrenciden bahsediyoruz. İlkokul yıllarından itibaren “başarılı olmak” için çalışmış bir öğrenci. Hep kısa vadeli hedefleri olmuş: iyi bir lise kazanmak, iyi bir üniversite kazanmak gibi… Bu hedefler de onu bir yere kadar getirmiş, “iyi” bir yere… Bir gün, ömrünün geri kalanını nasıl geçireceğini düşünmeye başlamış. Başkalarının koyduğu hedefler yokmuş bu kez, kendi kararını verecekmiş. Bu karar süreci uzayıp gitmiş. Sorumluluk almak kolay değil tabii… Sonunda kendisinden hiç beklenmeyen bir karara varmış. Süslerinden arınmış sade bir gelecek hayal ediyormuş. Üstelik bu hayal için gereğinden fazla çaba sarf etmesine gerek yokmuş. Bu düşünce aklına yatmaya başlamışken tatil sona ermiş ve okul başlamış. Çok çalışmasına ve çok başarılı olmasına gerek olmadığından sınavlar yaklaştığında üstünde eskisi kadar baskı ve stres olmadığını hissediyormuş. Stressiz ve yoğunluğu az bir şekilde hayatına devam ederken ne olduğunu bulamadığı bir eksiklik hayatının merkezine gelip oturmuş.

Şimdi bu masal havasından çıkalım ve devam eden hikaye eşliğinde biraz hayatı ve yaşama amacımızı sorgulayalım.

Esas gencimizin hayatındaki eksiklik, boşluk ne olabilir? Acelesi ve katı sınırları olmayan bir hayatta neyin boşluğunu yaşayabilir? Belki de sorun, boşluğun kendisidir. Şöyle ki; bir gün öylesine kitaplarına göz gezdirmeye başlayan genç, aslında yıllardır ne kadar güzel bilgilerin önüne sunulduğunun fakat kendisinin bunları asla öğrenmediğinin farkına varıyor. E nasıl olur da öğrenmez, çalışkan bir öğrenci değil miydi bu karakter? Çalışmak öğrenmek için yeterli değildir, sevgili okur. Sınavlara çalışmak değil öğrenmeye çalışmak esas alınmalıdır. Sınavlara çalışmak başarı getirir, haliyle ardından para ve prestij de getirir. Bu yeterli de gelebilir pek çok insana belki. Fakat öğrenmek, size bu kapıları açmanın ötesinde zihinsel doyumu sunar. Esas gencimiz de bunu fark ediyor ve büyük bir öğrenme isteğiyle, somut hedefler edinmeden yoluna devam ediyor. Ve küçük hayallere rağmen büyük başarılarla bitiyor hikayenin sonu.

İnsan dünyaya boş olarak gelir. Dünya doludur; insanla, doğayla, yeryüzüyle, gökyüzüyle ve arada kalan her şeyle dopdoludur dünya. Boş geldiğimiz bu dolu yerden boş çıkmak ancak kendimize hakaret olarak nitelendirilebilir. Bu, insanın kendine yedirememesi gereken nadir durumlardan biridir fikrimce. Öğrendikçe dolar insan, öğrendikçe şekillenir. Hedef başarmak değil, dolmak olmalıdır.

Bir kitaptan, bir ağaçtan, bir çocuktan, bir kediden, bir buluttan, bir gazete manşetinden, bir sanat filminden, küçümsediğiniz bir insandan, bir sokak lambasından, bir türküden; kısacası etrafınızda olup da farkına varmadığınız her şeyden çıkaracağınız bir ders, öğreneceğiniz bir şeyler vardır. Boş yaşamayı eğlenmek sanmaktansa farkına vararak, görerek, öğrenerek yaşamalı insan. Dünyayla dolduğumuz günler bizimle olsun.

YAZAR: Hale İpek KAYIKLIK

 

Hale İpek Kayıklık

TPÖÇG Blog Yazarı | Bilkent Üniversitesi Psikoloji Öğrencisi

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bu site, istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanıyor. Yorum verilerinizin nasıl işlendiği hakkında daha fazla bilgi edinin.