Yüz binlerce yıl evvel ilk tohum salındı toprağa. Büyüdü, gelişti, geliştirdi… Tek bir eksiği vardı: Bir türlü doğruyu gösteremeyen pusulası. Doğusu yaratılışı, batısı ölümü, kuzeyi anlam arayışını ve son olarak güneyi benliğini gösteren pusulası.
İşte böyle can buldu tohum. Ruhu asla sulanmadan. O asla toprağın kendisinden beslenmedi. Günübirlik kaygılardı onu besleyen, anlamsızlıkla doğrulttu belini. Yabancı olarak geldiği dünyada asla yolunu bulamadı. Nice poyrazlara rastladı ve yine esintinin bittiği yerde buldu kendini insan. Bir o kadar da gelgit eşlik etti ona. Yolun sonu ise yine kıyıların ta kendisi oldu. Harekete geçmek lazımdı bu bilinmez diyarda, anlamak lazımdı nasıl filizlendiğini. Doğuya uzun bir yolculuğa çıktı. Bu sefer ne bir poyrazdı ona eşlik eden ne de en sert gelgitler. Anlayamadı yaratılışını fazlasıyla karmaşıktı. Kimdi bu tohumu toprağa eken bahçıvan? Günübirlik kaygılarla, cevapsız sorularla nasıl gübrelemişti toprağı? Tohumuna zihin bahşederek iyilik mi yoksa kötülük mü yapmıştı? Elinde bir avuç hiçlik, zihninde ise onlarca sayfa cevaplanmamış soru ile batıda buldu kendini. Ne ironiktir ki batıda pusulasının oyununa gelmiş ve bulduğu şey benliğinden öte o an oradaki varlığı olmuştur. Zaten elindeki tek şey de var olduğunu bilmesiydi. Var olmanın zevkinden benlik kadehine sahip olmadığı için bir yudum almadan yola koyulma vakti gelmişti.
Kuzey yolu hayli uzundu. Tanımsızlığın verdiği hazımsızlık bir nebze olgunlaştırmıştı onu. Anlamakta zorlandığı her şeyi çantasına atıp gelmişti buraya. Onun için anlamsız olan her şey iştah kabartıcıydı. İstediğini bulamadı. Anladı ki kuzey onun için şu anki yolculuğunu bir kenara bırakıp girmesi gereken bambaşka bir yoldu. Umutsuzluğunun kavşaklarından dönerken güneye giden tabelaya rastladı. Bu sefer ileri adım atamadı. Durdu. Sanırım henüz keşfedecek çok şeyi varken tohumunun serpildiği toprağa bu sefer filizlenmemek üzere dönmek pek cesaret isteyen bir şeydi onun için.
İşte böyledir. Nesillerdir evren birçok kez insanoğluna rastladı yolda. Her karşılaşmada insanoğlunun üzerinde ilk günkü avareliğinin olduğu dikkatinden kaçmadı. Bozuk pusulasının gösterdiği yönlere defalarca yolculuk yaptı. Hepsinde amacı bir öncekinden daha fazla şey öğrenmekti. Bu yüzdendir ki bu kayıp diyarda bir şeyler bulma ihtimalinin heyecanını kaybetmeyen insanoğlunu görenler onu hep bad-peyma diye adlandırdı.
Yazar: Batuhan Akdeniz