Zamansız Mutluluklar

Hemen hemen hepimiz yıl boyu önce doğum günümüzü daha sonra ise yılbaşını bekleriz. Hayatımızda bir şeylerin değişeceğini, mutlu olacağımızı, eski olumsuzlukların asla olmayacağını umut ederiz fakat gerçekler çok daha farklıdır. O gün doğmuş olmamız hiçbirimizi muazzam iyi(!) bir insan yapmaz ya da yeni bir yıla giriyor olmamız kötü(!) insanları harika bireyler olmaya teşvik etmez. Değişen tek şey rakamlardır ve öyle olmaya devam edecektir.

Felsefi yönden zaman “dönüşü olmayan bir doğrultuda birbiri ardından gitme” şeklinde açıklanmaktadır, yani felsefeye göre zaman geri dönüşsüz, başını ve sonunu bilmediğimiz bir doğrudur; fiziki tanıma göre ise zaman sadece bu evrenin sınırları içerisinde olan ve canlı/cansız her maddenin içinde bulunduğu (sahip olduğu) boyuttur. Ünlü fizikçi Albert Einstein’ın izafiyet teorisine göre zaman öznel olarak görelidir yani içinde bulunduğumuz duruma göre uzun ya da kısa olabilir, sevdiğimiz insanlarla beraber ve mutluyken vaktin çok çabuk geçtiğini fakat pek de sevmediğimiz bir dersin sınavındayken saliselerin bile geçmediğini düşünmemiz de Einstein’ın öznel görelilik kuramına verilebilecek basit örneklerden.

İnsanların içlerinde milyonlarca yıldır varlığını korumakta olan “umut etme” durumu insanlık tarihinin hangi döneminde zamana bağlı bir olgu haline gelmiştir bilemiyoruz fakat günümüzde “şu seneyi de bir çıkaralım da…” şeklinde başlayan diyalog sayısı azımsanacak boyutlarda değil.  Bu durumu aslında kendi uğrunu yarattığının farkına varamayan tembel homo sapiens bahanelerinden biri olarak görebiliriz ve deve kuşunun başını toprağa gömünce dışarıdan görünmediğini sanmasına benzetebiliriz.

Umutla ilgili olarak Yunan mitolojisinde yer alan pandora miti şu şekildedir: Zeus, Pandora ile evlenmek üzere olan Prometheus’a düğün hediyesi olarak bir kutu vererek kutuyu açmamalarını söyler fakat Pandora merakına yenik düşerek kutuyu açar ve Zeus’un insanlardan öç almak için kutunun içerisine koyduğu tüm kötülükler dünyaya yayılır; fakat Prometheus son anda kutunun kapağını kapatır ve kutuda geriye bir tek umut kalmıştır. Kutuda kalan tek şeyin umut olması akıllara umut etmenin iyi mi yoksa kötü mü bir olgu olduğu sorusunu getirmektedir. Umut etmeyi insanın yaşamını idame ettirebilmesindeki en temel unsurlardan kabul eden düşünürlerin aksine ünlü filozof Nietzsche, “umut en büyük kötülüktür, işkenceyi uzatır” demektedir.

Kendi mutluluğumuzu başka insanların kalplerinde, Kaf Dağının ardında, ejderhanın ağzında saklı birer hazine gibi gören yanlış düşünce biçimimizden kaynaklı, zamana bağladığımız mutluluk duygusu aslında hep yanı başımızdadır. Bütün paralar masanın üzerindeyken orayı önemsiz farz edip başka yerlere yönelen hırsız gibi, insan da hep dolambaçlı olana yönelip mutluluğun yakınlarda olabileceğini akıl etmez. Ünlü Fransız yazar George Sand bu konu hakkında şöyle söylemektedir:

“Mutluluk daima yakınımızdadır, yakalamak için çoğu zaman elimizi uzatmak yeter.”

Çoğu zaman mutluluğu ve huzuru kendi içimizde yakalayabilecek olsak da hayatın bazı olumsuz yanları da olacaktır fakat önemli olan her zaman mutlu olmaktan ziyade zamansız yani istikrarlı olarak  küçük şeylerle de olsa kendimizi mutlu edebilmenin yollarını bulmak.

“Mutlu olmak için, içinde bulunduğunuz andan daha iyi bir zamanı beklemekten vazgeçin. Mutluluk bir varış değil, yolculuktur. Pek çokları mutluluğu insandan daha yüksekte arar, bazıları daha alçakta. Oysa mutluluk insanın boyu hizasındadır.” der Konfüçyüs.

Uzun lafın kısası; “zaman her şeyin ilacıdır” sözünü bir kenara bırakıp takvimlerden ve başka insanlardan medet ummak yerine kendimizin peşinden koşmaya başladığımız zaman acısıyla tatlısıyla geçen yılların farkına bile varmayacağız.

YAZAR: Burcu KAPLAN

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.