Yaşayan Blog: Bipolar Bir Birey

ÖNSÖZ

Herkese merhaba!

Denizli’de yaşıyorum. Milli ve dini değerlere hassas bir ailem var. Yetiştirilme tarzım bu kavramlara uygundu. Annem ve babam duygusal insanlar oldukları için kalpleri akıllarından önce gelir bundan dolayı kaygı düzeyleri normale göre daha yüksek. Bu da genetik olarak benim bu kaygılı hayatı taşımama neden oldu. Küçüklükten beri ideal insan modeliydim. Okulda, evde, dışarıda örnek insan olarak gösterildim. Hareketlerimi devamlı doğru seçmem gerekiyordu. Kendimi keşfetme konusunda bazı şeyleri elimden aldı bu durum. Bir nevi olmak istediğim ve olmak zorunda kaldığım kişilik özellikleri aynı anda yürümek zorunda kaldı. Bu da beni ruhsal olarak yıprattı çünkü hiçbir zaman birey olamadım. Bana biçilen rol ve statüye göre davranma eğiliminde yetiştirildim.

Anksiyete teşhisi konulduğunda on altı yaşındaydım. Uzun bir tedavi süreci bizi bekliyordu. Fakat birinci atakların bitimiyle yeni bir hastalık daha kazandım. İlk ataklarla beraber içime kapanmaya başladım. Ruh halimdeki düşüş çevremdeki herkesin dikkatini çekiyordu. Yaklaşık bir buçuk ay depresyon halindeydim. Sonra birden Tübitak projemin kabul edilmesiyle mani fazına geçmişim. Muhakeme yeteneğinin hayatımdan çıkmasıyla garip bir dönem yaşadım.

Eski halime en yakın hissetmem ilk ataktan yaklaşık altı yedi ay sonra oldu. Bu zaman zarfında ne oldu şu anda net değil.

Parayla uğraşmak istemeyip meslek olarak bakmadığım ama hep ilgimi çeken psikolojiyi tercih etmek sadece iki saatimi aldı. Psikolojik rahatsızlıklara dair kitabi bilgilerin yanı sıra tecrübeye sahip olmam nedeniyle kendimi şanslı hissediyorum. Bipolar bozukluk ile ilgili okulumda konferans vermiştim. Tabii bipolar bozukluğu olan kişi arkadaşımmış gibi anlattım çünkü insanlar aynı hassasiyete sahip değiller. Depresyon zamanlarımda çok fazla düşünmekten delirmemek için çevremdeki insanlar beni devamlı bir şeylerle meşgul etmek istiyorlardı. Çok düşünmek onlar için deliliğe giden bir yoldu. Fişlenmemek için kendi kimliğimi sakladım.

 

  • Bipolar bozukluk ve anksiyete tanısı almış biri olarak bipolar bozukluk ve anksiyeteyi kendi perspektifinden nasıl tanımlarsın?

Bipoları sıfır ve bir arasında sonu gelmeyen bir seyahat olarak tanımlarım hep. Çoğu zaman melankolinin hakim olduğu bir süreç. Üzgün ya da depresif hissetmen için çok fazla şeye gerek yok. Bir şiir, bir melodi ya da aklına gelen bir fotoğraf karesi üzülmen için yeter de artar. Mani dönemi dünyaları fethedebilecek kadar enerji ve inanmışlık içeriyor. En uç fikirleri bile mantıklı temellere oturtma konusunda üstünüze insan tanımıyorsunuz.

Anksiyete ise tanı koyulan ilk günden beri hep garip gelmiştir. Bir insan durduk yere neden kaygılanır, neden yerinde duramayacak kadar fizyolojik değişim geçirir. Hala tam anlamıyla idrak edebilmiş değilim açıkçası. Fakat şu da bir gerçektir ki iki senedir tedavi görüyorum, bölümde dersleri görüyorduk fakat çok çok nadir de olsa anlık kontrol kaybı yaşıyorum.

 

 

  • Kendinde bir farklılık hissetmeye başladığından beri hayatında ne gibi değişiklikler oldu, ilk zamanlar hissettiğin duygular ile şu an hissettiğin duyguları karşılaştırdığında ne söyleyebilirsin?

Standartların ötesine uzanan bir hayata merhaba diyorsunuz. Durumlar size göre farklı algılanabilir. Yani başkalarına göre çok normal bir durum sizin açınızdan felaket tablosu için şablon görevi görebilir. Tüm bunların yanında insanlara da bir şeyler açıklamak için uğraştığınızı da varsayarsak enerjiniz hayli tükeniyor. Ama görelilik kavramına hakim olduğunuz anda işler daha kolay hale geliyor. Olaylar karşısında hakimiyet sağlayabiliyorsunuz.

 

 

  • Bipolar bozukluk teşhisi konulduktan sonra duygu yoğunluklarını dengeleme sürecinde bir değişim oldu mu, bu durumun sebebini biliyor olman kendini ve düşüncelerini yönlendirerek baş etmene yardımcı oluyor mu?

Değişiklik tabii ki oldu. Duygu yoğunluğunu dizginlemeye çalışıyorsun tabiri caizse. İç savaş olarak düşünülebilir biraz. İçinde bulunduğun bozuklukla mücadele gereği duygularını kontrol edebilme noktasında daha başarılı olman gerekiyor. Ama içten içe hafif depresif olmak istiyorsun. Bu savaşı kazanan ilk zamanlarda depresyon oluyor. Tedavi ilerledikçe farkındalık kazandığın ve hayatındaki değişmeler kontrol lehine dizginleri eline alıyor. Durumun sebebini biliyor olmam 7-8 ay sonra önemli hale gelmişti bende. Durumun sebebini bilmek ilk zamanlar gerçekten teori gibi geliyordu ve durumun değişeceğine pek inanmıyordum. Şartların ve alışkanlıkların da değişmesiyle sürecin gayet olumlu ilerlediğini iki senenin üstünden geçtiğim zaman gayet rahat bir şekilde söyleyebilirim.

 

 

  • Bipolar bozukluk ve anksiyete son zamanlarda medyanın da etkileri ile oldukça popüler psikolojik hastalıklardan, bu yüzden iki hastalık hakkında da birçok yanlış inanış var, bunları görmek ve duymak sana nasıl hissettiriyor, bu konu hakkında ne düşünüyorsun?

İlk olarak bipolar için konuşayım. Bazen çok komik geliyor. Bu duruma sahip olmayı bir mertebe sahibi olarak gören insanları dinledim. Dağın zirvesi gibi ulaşılmaz ve değerli olduğunu anlatan ve öyle olduğunu düşünen insan sayısı hiç de az değil. Mesela kendisinin sinir hastası olduğunu bu yüzden de antidepresan kullandığını söyleyen birisi çok tehlikeli ve çılgın imajıyla anlatmıştı geçen sene. Sadece gülüyorsun. İnsanların kendini kabul ettirmesi için bu tür durumları öne çıkarması sadece gülünç değil midir zaten?

Anksiyete konusunda ise çoğu zaman rahatsız olduğum şeyler söyleniyor. Zaten genelde yanlış bilinen bir bozukluk anksiyete. Panik atak dediğimiz olay herkeste var zaten. Kime sorsanız aynısından bana da oldu bende de panik atak var diyor. Yani kendini çok salıyormuşsun o ondan oluyormuş(!) Hayır sanki biz çok memnunuz ölümün nefesini ensemizde hissettiğimiz anların varlığından. İnsanlara bu konuyla ilgili daha çok bilgilendirme yapılması gerektiğine inanıyorum. Gerçekten zor bir süreç. Allah düşmanımın başına vermesin.

 

  • Bipolar bozukluk yüzünden ani kararlar verebiliyorsun ve çevrende hastalığını bilmeyen insanlara bu kararları nasıl açıklıyorsun?

Genelde açıklayamıyorum. Bir şeyler söylesem bile cevaplarım tatmin etmiyor insanları. Canım öyle istedi o yüzden yaptım diyorum. Sadece canının öyle istemesi bir şeyleri yapman için yetmez diyorlar. Yani canım istediyse ve mevcut şartları aşırı şekilde zorlayan bir durum değilse hangi sebep bana engel olabilir? Hiç bir şey yapmadan fırsatın ayağıma denk gelmesini mi beklemek daha doğrudur ya da ufak şeylere kafa yorup istediğim şeyleri ertelemek ne kadar mantıklıdır? Bazen canımız istedi diye o kararı vermek en doğru  yol olabiliyor.

 

 

  • Aniden aldığın çok büyük bir karardan sonra pişmanlık yaşadın mı, eğer yaşadıysan bize biraz açabilir misin?

Pişmanlık yaşadığım fakat sonradan iyi ki yapmışım dediğim bir durum olmuştu. Çünkü insanlar olarak ihtimaller üzerine çok fazla kafa yoruyoruz bazen. Fakat hayat o ihtimallere göre gelmiyor. İnsan, muhakeme yeteneğini anlık olarak ikinci plana atıp hem çılgınlık dediğimiz hem de içsel şeyleri yapmasında gerçekten fayda var. İhtimaller arasındaki zincirleri kırdığımız ender durumlar o anlarda saklı.

 

 

  • Farklı ruh hallerinin getirdiği farklı düşünce şekilleri var. Bu durum yaratıcılığını kısıtlıyor mu ya da tam aksine birçok dünyaca ünlü müzisyen, ressam ve şair gibi yaratıcılığını arttırıyor mu?

Yaratıcılığımı arttırdığı kanaatindeyim. OKB tanısı da almış birisi olarak detaylara çok önem veriyorum. Yaratıcılık da burada saklı bence. Görünmeyenleri görmek. İnceyi yakalamak derler ya odur belki de benimkisi. Bazı yerlere takılıp kaldığınızda beyniniz kilitleniyor bazen. Geneli de özeli de anlayamıyorsunuz. Fakat bunlar hayatınızda çok küçük anlara tekabül ediyor. Genel olarak yaratıcılığımın olumlu yönde etkilendiği kanaatindeyim.

 

  • Almış olduğun tanılardan çevrendeki birçok kişinin haberdar olmamasının ne gibi avantaj ve dezavantajları var, çevrendeki insanlara hastalıklarından bahsetmiş olsan hayatında ne gibi değişiklikler olurdu?

Ben bu soruyu avantaj ve dezavantajları olarak ele almak istiyorum.

Öncelikle avantaj kısmına bakalım:

*Durumu bilmemeleri yaptığınız her şeyi tek bir nedene bağlamayışları açısından güzel.

*Etiketlenmiyorsunuz. Ne kadar doğru olmasa da insanlar etiketlemeyi seviyorlar. Daha kötüsü etiketin içeriğini bilmedikleri zaman damgalayınca durumu düzeltmek için çok uğraşmanız gerekiyor.

*Belli sıfatla bir grup içine dahil olduğunuzda insanlar ister istemez pozitif/negatif ayrım yapabiliyor. Bu durumun önüne geçiyor.

 

Dezavantajları:

*Size rahatsızlık veren durumları bilmedikleri için bu durumlara maruz kalma ihtimaliniz yükseliyor.

*Belli başlı durumlarda nasıl davranmanız konusunda inisiyatif kullanamıyorsunuz. Farklı davrandığınızda yapaysın ya da rol yapıyorsun gibi ithamlarla karşılaşabilirsiniz.

*Siz kendinizi değiştirseniz de çevredeki durum değişmediği için bir şeyler hep yarım kalıyor.

 

Çevremdeki insanlara hastalığımdan bahsetmiş olsam ne olurdu sorusuna biraz tahmini cevap vereceğim. Büyük ihtimalle bana karşı daha yapmacık olurlardı. Yani bu çok kötü bir şey olarak bakmıyorum olaya. Çünkü benim için sorun olmaması adına daha dikkatli olurlardı. Oldukları gibi değil olması gerektiği gibi davranırlardı sanırım. Farklı gözle bakmaları da çok muhtemel. Sonuçta psikolojik bir rahatsızlık. Yani çevremizdeki insanların konuya dair bildiği şey delilik temelli olunca bu tür söylemler de olabilir. Dinlemek ve doğruları öğrenmek yerine kendi bildikleri gibi sizin davranışlarınıza mana vermeye kalkarlar ki bu durum hiç de hoş olmaz.

 

  • Psikolojik hastalıklara sahip olmanla psikoloji okuman arasında nasıl bir ilişki olduğunu düşünüyorsun, bu hastalıkların tanısını almış olmak psikoloji okuman da etkili oldu mu?

Psikoloji, felsefe ve sosyoloji liseden beri dikkatimi çeken disiplinlerdi. Hobi olarak ilgileniyor kitaplar okuyordum. Fakat bunu gerçekten hayatın bir parçası haline getirmek terapi sürecinden sonra ortaya çıktı. İnsan beyninin insana neler yaptırabileceğini bizzat yaşayınca hem korktum hem de bu ilginç dünyada yerimi almak istedim. Bir şeyleri değiştirmek istiyorum. Psikolojinin de bu yolda bana çok yardımcı olacağını düşünüyorum. Fakat şu da bir gerçektir ki ne kadar işin içinde olsak da bazen bilgilerimiz hiç bir işe yaramıyor. Anlık da olsa boşluğa düşebilirsiniz. Bu da hayatın tadı tuzu biraz da. Bilmekle yapmak arasındaki farkın bir tezahürü olarak kendini hissettiriyor.

 

 

  • Son olarak seninle aynı tanıları almış fakat daha yolun başındaki insanlar için neler söylemek istersin?

Naçizane bir şeyler söylemek için uğraşacağım. Çünkü her durumun özel olduğuna inanıyorum. Fakat başımdan geçen olayları sizinle paylaşarak ortak paydalarda buluşmak ve yardımcı olabilme fırsatı bile benim için bir gururdu.

Bu durumun kısa vadeli değil uzun vadeli bir süreç olduğunu bilmenizi canı gönülden isterim. Anlık değişimleri uzun vadeli iyileşmeye tercih etme noktasında bir kez daha düşünmeniz gerekir. Değişimden korkmayın. Hayatınızdaki çoğu şey yavaş yavaş değişecek. Bu değişim terapi sürecinde gerçekleştiği için boşlukta mıyım acaba gibi sorularla tedirginliğinizi arttırmak  doğru bir yol değil. Zaten bu işte uzman olan kişiler süreçte size yardımcı oluyorlar. Kaygıyı kenara bırakın ve gerçekten iyi olacağınız günlere hazırlık yapın. Devamlı ilerleme gibi bir beklenti içinde olmayın. Sıfır noktasına dönmekten korkmadığınız kadar bire yaklaşıyorsunuz. Çünkü bu aşamaya gelmiş bir kişi olarak aynı engelleri tekrar aşacak güçtesiniz. Bu kararlılığı sindirmek gerçekten rahatlamanız konusunda çok ama çok yardımcı oluyor.

 

Evet arkadaşlar sorularınıza kendi çapımda cevaplar vermeye çalıştım. Haddim olarak yanlış şeyler söylediysem özür dilerim. Belki yanlış olduğunu düşünebilirsiniz fakat ben sadece tedavi sürecinde yaşadığım olayları size aktarabilmek amacıyla olanları tüm gerçekliğiyle size aktarmaya çalıştım.

Vakit ayırdığınız için çok çok teşekkür ederim.

Sonunda zafer olan her yol aşılmak için uğraşmaya değerdir!

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir