Yaşayan Blog: Beden Olumlama Aktivisti

  • Beden olumlamayı bir cümle ile özetleyecek olsaydın bu ne olurdu?

Kalıplarımıza, kalıp yargılardan arınarak muamele etmek.

 

 

  •  Beden olumlamaya yapılan eleştirilerden biri de bakımsızlık. Bu eleştirilere nasıl bir cevap verebilirsin?

Beden olumlama bakımsızlığa teşvik etmiyor. Verilmek istenen mesaj “bakımsız olun” değil, aynı şekilde beden olumlamanın bireyleri sağlıksız beden imgelerine bir övgü olduğuna yönelik eleştiriler de var. Bence iki eleştiri de aynı pencereden bakılarak yapılmış. Bakımlı da olabilirsiniz, kaslı bir vücudunuz olmasını da isteyebilirsiniz, makyaj da yapabilirsiniz, estetik operasyonlar da geçirebilirsiniz. Beden olumlamanın odak noktası tüm bunların toplumsal inşa edilmişlikler nedeniyle yapılan kısmı, bunu iyi ayırmak gerekiyor. Eğer beden olumlama bireylerin herhangi bir toplumsal veya bireysel dışlanma, zorbalığa maruz kalma korkusu olmadan; yaptıkları bakıma, geçirdikleri operasyonlara yönelik bir tavırda olsaydı tam olarak karşısında bulunduğu üslubu kullanmış olurdu, öyle değil mi?

 

 

  • Beden olumlama senin için aslında içinde barındırdığın bir özelliğin miydi? Yoksa zamanla toplumdaki şekilciliğe karşı ‘’Kendimle barışık olmam lazım.’’ deme şeklin miydi?

Sanırım içimde barındırdığım bir özelliğimdi. Böyle düşünmemin nedeni küçük yaştan itibaren akranlarıma komik ya da garip gelen şeylerin bana öyle gelmemesiyle ilgili olabilir. Ama bunda içinde yetiştiğim ortamın da katkısının büyük olduğunu düşünüyorum. Ailem küçük yaştan itibaren beni severek, beğenerek ve bunu bana aktararak aslında bana da kendimi ve etrafımı sevmeyi ve bunu aktarmayı öğretmiş oldular. Özellikle çocukların yetiştikleri ortamın kendi beden imajları hakkındaki fikirlerinin gelişiminde çok büyük rolü olduğunu düşünüyorum. Sadece aile değil, daha geniş bağlamda kültürel özellikler de çok önemli tabii ki. Pek çok kişide olabileceği gibi benim de bedenime getirdiğim eleştiriler oldu zaman zaman ama pek çoğu için kalıcı değişiklikler istemedim, hatta bunların bazıları beğendiğim özelliklerime dönüştü. Bunda ailemin tutumunun katkısı da çok büyük.

 

 

  • Beden olumlamacı yaklaşımından önce vücudun ile ilgili düşüncelerin nelerdi? Şu anki düşüncelerin neler?

Beden olumlama hareketine olan ilgimin sebebi, direkt olarak kendimle ilgili bir şikayetim değildi aslında. Zaten beden olumlamayı da ekstra bir oluşum olarak değil de olması gerekene farkındalık olarak görüyorum. Bu hareket benim başımı biraz daha bu yöne çevirmeme neden oldu sadece, söylediğim gibi kendimle ilgili çok büyük şikayetlerim yoktu. Ben zaten normlardan sapan yanlarım da sevilerek büyütülen bir çocuktum. Zamanla hem ilgim hem de okuduğum bölüm nedeniyle de anlamış oldum ki bu normlar da zaten bizim oluşturduğumuz ve zamanla değişen şeyler sadece. Yaşıtlarıma göre fazla kilolarım olduğunu düşündüğüm dönemlerde yaşlı teyzelerin ağzından duyduğum övgülerle ve güzel kadın tanımlarıyla da bu değişen normlarla yüzleşmiş oldum esasında. Bu durumun, insanların beğenilerinin nedeninin farkında olan birisi olarak biraz kenara çekilip onların ağzından çıkan beylik, standart güzellik tanımlarını dinlemek zamanla trajikomik bir hal bile alabiliyor.

 

 

  • İnsanlara beden olumlama bilincini ve her bedeni olduğu gibi kabul edebilmeyi nasıl aşılayabiliriz? Görünürlük nasıl arttırılabilir?

İnsanların farklılıklara odaklanma gibi bir yanı var, burada farklılıkların kötü olmasından bahsetmiyorum asla, farklılıkların ötekileştirilmesinden bahsediyorum. Esas yapılması gereken şey farklılıkları kavrayıp benimsemek. Toplumsal pek çok normun nedeni bazı farklılıkların altının negatif anlamda, kalın kalın çizgilerle çizilmiş olması. Bu yüzden farklılıkları benimsemekle beraber yapmamız gereken temel şey bence şu: Aslında ne kadar aynı olduğumuzun altını çizmek. Hepimizin sevinçlerinin, acılarının, aşklarının, utançlarının, başarısızlıklarının olduğunun farkına varmak. Bunu anladığımız zaman beden ölçülerimizin, sahip olduğumuz cilt kusurlarının, kaş şeklimizin, vücut kıllarımızın; birini tanımak, anlamak ve sevmek için temel koşul olmadığını anlayacağız.

 

 

  • Beden olumlamayı queer teori ve toplumsal cinsiyet ile nasıl bağdaştırırsın?

Bir önceki sorunun cevabıyla çok ilişkili sanki. Biz yine ilişkileri, cinselliği, hisleri şekiller ve eylemler üzerinden tanımlıyoruz. A’dan hoşlanan B ve B’den hoşlanan A gibi basit somut bir örnek verelim. Bu A ve B kendi topluluklarını temsil ediyor olsun, işte biz normal olanı bu olarak öylesine net tanımlamışız ki bunun dışında her ihtimal bizi rahatsız ediyor, hemen yeni tanımlara kalıplara ihtiyaç duyuyoruz. Bunun ötesinde yalnızca aradaki ilişkiyi ya da çekimi değil, A’ya ve B’ye olan tanımlarımız da öylesine net ki aksi bir duruma tahammülümüz yok, farklı eşlemelere tahammülümüz yok, C’ye tahammülümüz yok. Her şeye ad verme hastalığında gibiyiz öyle ki bundan kurtulup aradaki hissi bile yaşayamıyoruz. İki kadının aşk yaşamasını, iki erkeğin maskülen/feminen olarak belirlenen roller olmadan ilişki sürdürebilmelerini, bireylerin kendilerine olan bakış açılarının zaman zaman değişmesini, “akışkanlığını” anlayamıyoruz, anlamaktan öte hissedip kabullenemiyoruz da ne yazık ki. Yine kendi oluşturduğumuz tanımların içinde olmayanları tanımlama çabasına girip başarısız olduklarımızı da kurban ediyoruz bir süre sonra.

 

 

  • Bedenleri kategoriye ayırma ve stereotipleştirmeyle ilgili neler söyleyebilirsin? Altında yatan psikolojik ve diğer etmenler neler olabilir?

Kategorizasyon hayatın olmaza olmazlarından biri aslında. Yaşadığımız her şeyde, gördüğümüz her nesnede yeniden bilişsel tanımlamalar yapmayı, uzun uzun zaman harcamayı engelliyor ama biz bunu biraz abartıyoruz gibi geliyor bana. Kategorilerimiz dışında bir uyarana tahammülümüz kalmıyor. Kolaya kaçıyoruz çünkü ve belki bazı durumlarda beynimizi yeni deneyimlerin getireceği zenginliklerden de uzaklaştırmış oluyoruz. Fakat bu kategorize etme işi insanlara ve bedenlere gelince iş biraz değişiyor. Herkesin aynı renk olduğu bir dünyada gökkuşağının olmayacağını hepimiz tahmin edebiliriz ama biz maviyi yeşili ayrı ayrı sevmek yerine, maviler ve yeşiller oluyoruz hemen, ayrılıyoruz kendi içimizde. Muzaffer Şerif’in çalışmalarından anlayabileceğimiz gibi de iki grup arasında tartışma yaratmak aslında onları kırmızı ve maviler olarak ayırmak kadar kolay. İşte bu yüzden çoğu zaman toplumsal normlara, kalıp yargılara, stereotiplere hatta zaman zaman bilişimize karşı bir çaba içinde olmamız gerek!

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir