Uzman Klinik Psikolog Melis Okur’dan Yeme Bozuklukları

1) Merhabalar, kendinizden kısaca bahsedebilir misiniz?

Merhabalar, İstanbul Bilgi Üniversitesi psikoloji lisans mezunuyum. Klinik psikoloji alanında çalışmaya 3. sınıfta karar verdim. O dönem de Bilgi Üniversitesi’nde uzun dönem psikoloji kulübünün üyesiydim sonrasında başkanlık yapmaya başladım. Aynı zamanda da TPÖÇG’ün üniversite temsilcisiydim. Üçüncü sınıfa doğru klinik psikoloji üzerine gitmem gerektiğini fark ettim. Çünkü psikolojiyi de seçerken aslında birinci sebebim kendimi fark etmekti. Kendimi merak ediyordum, insanları merak ediyordum; neden böyle davrandıklarını, hislerini, duygularını, düşüncelerini merak ediyordum. Aynı şekilde bendeki etkilerini merak ediyordum. Aslında bir şey arıyordum ama ne aradığımı bilmiyordum. O yüzden psikolojiyi seçtim. Psikolojiyi alanında yeni bilgiler öğrendikçe hep bir adım ötesini istedim. Evet istediğimi buluyordum ama sanki daha da ilerde gibiydi. Kedinin maması hep daha ileriye konuluyor gibiydi hep benim için. Gözlem yeteneğim vardı. Hep oyunun içindeki oyuncu değil de gözlemci oldum. O yüzden bunu klinik psikolojiye aktarmam gerektiğini düşündüm. Madem böyle bir yapabilirliğim var neden yardım etmiyorum, diye düşündüm. Klinik psikolojiyi araştırmaya başladım. Ona göre staj yaptım. Dördüncü sınıfta yurt dışında yüksek lisans yapmaya karar verip yurtdışına hazırlanmaya başladım. Üniversiteyi bitirdikten sonra Londra’ya gittim. University of East London’da okudum. Clinical and Community yüksek lisansını bitirdim. Hem toplumsal kısmını biliyorum hem klinik kısmını biliyorum şu anda. Toplumsal kısmı neden önemliydi? Çünkü her zaman sosyal sorumluluk yapmaya gönüllü ve istekli bir insan oldum. Sosyal sorumluluk tarafının insanın ruhunu, özellikle bir psikoloğun, çok beslediğine inanıyorum. O yüzden hep sivil toplum kuruluşlarının üzerine gittim. Yüksek lisansımı yaparken Londra’da  Tavistock and Portman adlı klinikte psikanaliz, CBT, DBT üzerine eğitimler veriyorlar. Orda yemek bozukluğu uzmanlık eğitimi aldım. Staj programına girdim. NHS National Health Service’te, İngiltere’nin devlet hastanesi. Stajyer psikolog olarak başladım sonra süpervizörlerim beni asistan psikolog olarak almaya karar verdiler. Stajdan çıkardılar ve asistan psikolog olarak 8 ay da orda çalıştım. Bittikten sonra Türkiye’ye döndüm. Türkiye’de danışanlarımı görmeye başladım. Uzmanlık alanımı yeme bozuklukları olarak lanse ediyorum ama bütün klinik problemlere bakıyorum. Arkedia’da çalışıyorum, haftada bir Honda fabrikasına gidiyorum mavi yakaya psikoterapi veriyorum. Son olarak da Deloitte’un eğitim vakfı var üniversite öğrencilerine burs veriyorlar, ordaki burslu öğrencilerin psikologluğunu yapıyorum. 

2) Yeme bozukluğu alanında uzmanlığa nasıl karar verdiniz?

Yüksek lisans sürecinde baktım ki yeme bozuklukları çok ilgimi çekiyor. Üniversite sürecinde ilgim yoktu. Araştırdım, baktım. Asıl ilgimin aileden ve kendimden geldiğini fark ettim. Bende yeme bozukluğu yoktu ama az yemek yiyordum ve aç bırakmaya giden bir problemim vardı. Onun sebebini merak ettim, kilo alamıyordum. İnsanları dinledim, izledim. Hastaneleri ziyaret ettim, gördüm. Sonrasında bu alanda daha fazla bilgi edinmek istediğimi fark ettim. Bir alanda uzman olmanın belirli bir dönemi, yaşı yok. Ben bu konuda kendimi şanslı hissediyorum. Çünkü henüz mesleğe yeni yeni başlamışken bir alana ilgim olduğunu fark ettim. Spesifik olarak bir alanda illa üniversitenin ortasında ya da lisans döneminde karar vermek gerekmiyor. Yüksek lisansta da karar vermek gerekmiyor aslında. Mesela şu an için aldığım uzmanlık alanı sayısı bir ama başka alanlara doğru da gidiyorum. Başka alanlar da ilgimi çekti, onlarda da uzmanlık alabilirim. İlgi alanları artabilir, sürekli değişebilir. Her aldığınız eğitim ve uzmanlık kolunuza altın bilezik aslında.

3) Genel hatlarıyla yeme bozukluğu nedir? Hangi durumda yeme bozukluğu tanısı konulur?

DSM-V’in spesifik kraterleri var tabii ki. Konuşurken, iletişim halindeyken, sezgisel olarak da, duygusal olarak da öyküyü alırken bunları fark ediyorsunuz. Ama bir noktada DSM-V’a danışmanız gerekiyor. Ne kadar psikiyatrist olmasanız da o da sizin yol göstericiniz. Ama ben eklektik çalışmayı tercih ediyorum. Şema terapi, BDT ve dinamik çalışıyorum. Onların içerisinde DSM odaklı, semptom odaklı gitmediğim oluyor. Yeme bozukluğu dediğimiz şey öncelikle beden algısının bozulmasıyla ortaya çıkan bir durum. Beden algısı bozulur, kişi kendini normal bir kilodayken bile çok kilolu görebilir ya da çok zayıf görebilir, kendisini aç bırakmaya çalışır. Ya da duygularıyla başa çıkamadığı için hissettiği duyguyu yemek yiyerek bastırmayı tercih eder. Deneyimlemekte zorlandığı duygunun boşluğunu yemekle doldurmaya çalışır. Aslında tek bir yeme bozukluğu yok. Bulimiya, anoreksiya, tıkınırcasına yeme olarak 3 ana kategoriye ayrılıyor. Ama alt kategorileri de var: ortoreksiya, diabulimia. Aç bırakma var. Spesifik olarak tanımlanamayan yeme bozuklukları var. Bunlar da diğerleridir mesela. Ama genel olarak yeme bozukluğu olan danışanlarda beden algısının bozulmasını görürüz. Duygu durumda değişim görürüz. 

4) Eklektik çalıştığınız için yeme bozukluğu tanısını koymak değişiklik gösteriyor mu?

Tanıyı psikiyatristler koyuyor, bizim işimin tanı koymak değil. Her ne kadar biz bir ekol izliyor olsak da, herkes farklı ekollerde çalışsa da; aslında danışan aynı danışan, problem aynı problem. Sadece farklı yönlerden dolaşarak bunları dönüştürmeye çalışıyoruz. Tabii ki danışanın yardımıyla oluyor bu, karşılıklı. Ama DSM kategorilerini söylüyorsanız bir sürü kriter var. Bulimia için: kusarak dışarı çıkarması, telafi davranışı şart. Tıkanırcasına yemek için: episotların olması, belirli saatlerde belirli günlerde bu episotların olması, iki haftadan fazla devam etmesi, kusmaması, pişmanlık utanç hissetmesi şart. Anoreksiya: her ne kadar normal kiloda olsa bile laksatif kullanımı, aşırı spor yapma, sert diyetler uygulama, kusma, bir yerden bir yere yürüyerek ya da koşarak gitme gibi kriterler aranıyor. Danışan örneğin 30 kilo 163 boy olsun. Yine de yeme bozukluğu olan kişi kilo almaktan korkarak yaşar. Zaten kendisini de kilolu görür. Kolu ölçme çeşitleri vardır mesela. Eliyle sararak bakar. Parmak hesabı yapar. 3 veya 4 parmağı geçiyorsa rahatsız olurlar, mekik çekerler, şınav çekerler, kusmaya çalışırlar. Ne olursa olsun bütün kalorileri bilirler, bunu bir challenge gibi yaparlar ve ne olursa olsun asla kilo almamaları gerekir. Böyle böyle tanılar ayrılıyor. 

5) Yeme bozukluklarıyla görülen eş hastalıklardan bahsedebilir misiniz?

En çok gördüğümüz borderline kişilik bozukluğu oluyor. BKB danışanlarının ya hep ya hiç anlayışları vardır. Siyah beyazdır bilişsel süreçleri. Bunu bilerek, aslında bunun olma ihtimalini gözeterek çalışması gerekir psikiyatristin veya psikoloğun. Aynı zamanda BKB ile beraber anksiyete ve depresyon da çok görülür. Aslında kişi her ne kadar aşmak istese de, çoğu zaman bir şekilde o tedavinin içine girdiği zaman kendi kendine ket vurmaya başlıyor. Çünkü kilo alıyor ve onun için bu en kötü, en olumsuz şey. Zaten değer algıları çok düşük, zaten sevilmezlik şemaları çok yüksek. Bir de bunlarla birlikte hayatlarında tek başarabildikleri challenge olan kilo vermenin elinden alınması onlar için çok büyük bir zorluk oluyor. Bu sebeple depresyon ve anksiyete çok görülüyor. Özellikle tıkınırcasına yemede ya da duygusal yemede anksiyeteyi çok görürüz. Baş edemedikleri duyguyu doldurmak için yiyorlar. Yedikleri aslında yemek değil kendi duyguları.

6) Yeme bozukluğunun altında yatan sebepler nelerdir?

Yeme bozukluğunun altında yatan sebepler genelde ailevi sebepler olabiliyor ve şiddetsel sebepler olabiliyor.Şiddet gören danışanlarda, istismar gören danışanlarda, taciz gören danışanlarda görülebiliyor. Bu şiddetin sadece fiziksel veya cinsel olması gerekmiyor. Duygusal şiddette bunun içinde geçerli. Genelde de yeme bozukluğu danışanı geldiği zaman bir şiddet öyküsü var mı diye araştırırız. Çünkü aynı şekilde bu obezitede de geçerli. Örnek vereyim bir danışanımdan. 6-7 yaşlarındayken istismar görmüş, şiddet görmüş bir danışanım var. Yeme bozukluğu bulunmasının bir sebebi de, dinamik ya da psikanalitik açıdan baktığımız zaman şuanki yaşında yapmaya çalıştığı şey kendi bedenini dişi görünümünden uzaklaştırmak. Bunun için ya çok kilo veriyor anoreksik bir halde ya da süper obez oluyor. Çünkü istenme, istismar edilecek kadın görüntüsünden dişi görüntüsünden uzaklaşmak için bilinçaltında aslında bunu yapıyor. Şiddet çok önemli bir etken. Aynı zamanda ebeveynler de çok önemli bir etken.Aşırı talepkâr ebeveynler, ihmal edilmiş çocuk bunların hepsinde yeme bozukluğu çıkabiliyor. Çünkü ihlal edilmiş çocuk, duygularıyla başa çıkılmasına izin verilmemiş çocuktur. Bu yüzden çocuk o duygu boşluğuyla nasıl başa edeceğini bilmediği için yemekle o duyguyu doldurabiliyor. Ya da ailesi tarafından, annesi tarafından manken gibi olacaksın zayıflayacaksın denerek büyütülen kişiler oluyor. Aşırı talepkâr, sürekli talep eden ebeveynler tarafından büyütülmüş bir çocukluk geçiriyorlar. Yetişkinliğinde kilo takıntısı, benlik algısı bozulması çok rahat yaşayabiliyor. O yüzden işte katı diyetlerin onu zayıflatmadığına ikna olduğunda ya da laktasif kullanımının müshil kullanımının zayıflatmadığını anladığında kusmaya ,ağzına pamuk sokmaya,yutmaya yönelebiliyor. Bir tezimi yazarken, tez konusu bağlanma stillerinin bulimia nevroza üzerinde etkisiydi. Deney katılımcılarımdan bir tanesi kusmayı elle yapamadığı için elektrik kablosu sokuyordu ağzına.Sorduğum ilk soru içgüdüsel olarak : “Fişi çekiyor musunuz?” oldu. Bu arada söyleyeyim yeme bozuklukları ne kadar arada sırada gözüküyor olsa da tedavi edilmediği sürece ölüme kadar giden bir problem .Aslında çok tehlikeli.Yeme bozukluklarının arasındaki geçiş tıkanırcasına yemeden, utanma ve pişmanlık arttığı zaman bulimiaya geçiş görülüyor. Bulimia yaşarken kusmalar sonrası kilo alma takıntısı yüzünden anoreksiyaya geçmek kolay görülüyor.Yani o biraz daha zor ama yine de görülüyor.O yüzden aslında ölümcül bir tarafa gidecek bir bozukluk aslında

7) Örneğin bu yazıyı okuyan bir kişi kendisinde yeme bozukluğu olduğundan şüpheleniyor. Şüphelenmesini destekleyecek veya çürütecek belirtiler nelerdir? Ne zaman, hangi durumlarda uzman yardımı alınması gereklidir?

Şöyle şimdi ben bunlarınız bunlarınız varsa yemek bozukluğudur dersem aynı zamanda telafi davranışlarınıda anlatmış olurum yani bir insanın yeme bozukluğu olduğundan haberi bile olmasa sadece kilo takıntısı olursa ve ben burada eğer telafi yöntemlerini nasıl anlaşılacağını anlatırsam kendilerine uygulayabilirler farkında olarak veya olmayarak. O yüzden spesifik bir şey söylemeyi tercih etmiyorum ama şöyle diyebilirim. Yeme davranışlarında değişme episod olarak, dönemsel olarak, fazla yeme ya da bir duyguda kalamama, bir duyguyla başa çıkamama ve başa çıkamama durumunu yemekle kompanse etmeyi kendilerinde görüyorlarsa bir yardım almalarını tavsiye ederim.Eğer bulimik ya da anoreksik olduklarını düşünüyorlarsa ki zaten bunu anlarlar. Aileleri de anlar. Çevreleri de anlar. O zaman bu bozukluklarla özellikle anoreksiyayla multidisipliner çalışmak gerekiyor. Özellikle anoreksiyada multidisipliner çalışmak ne demek? Bir endokronolog , bir diyetisyen, bir psikiyatrist, bir psikolog ve bir diş doktoru ile çalışılması gerekiyor. Çünkü aslından konu sadece psikolojik veya psikiyatrik değil aynı zamanda bu kusmalar aç bırakmalar mideyi de etkiliyor. Mide kapakçığını da etkiliyor. Mide asidini de etkiliyor.Boğazını, gırtlağını da etkiliyor. Yemek borusunu da etkiliyor. Daha sonra da dişleri etkiliyor zaten. Aynı şekilde parmakları da etkiliyor. Çünkü kusan danışanların parmakları önemli şekilde değişir. Bu yüzden multidisipliner çalışılması; bu alandaki uzmanlar ile çalışması özellikle anoreksiya nervoza için önemli.

8) Kadın ve erkek için küresel bir estetik algısı var. Bu algı yeme bozukluğunu nasıl tetikliyor?

Şöyle, yeme bozukluğunda özellikle bulimia da episodların tıkanırcasında yeme episodlarının aralığı 12-29 yaş aralığıdır. Ya ergenlik döneminde ya da geç ergenlik döneminde ortaya çıktığını görüyoruz. En önemli sebeplerinden biri bu günümüzdeki estetik algısı. Dismorfobi de bundan dolayı çıkar. Beden imge bozukluğu. Sosyal medyanın etkisi inanılmaz yüksek. Çünkü sosyal medyada şimdi her ne kadar kendimize güvenelim, kendimizi sevelim, kendimizi şişman halimizi sevelim algısı bile olsa o şişman halde de makyaj yapma, kendini iyi gösterme , kendini fit gösterme efektleri, filtreleri istekleri var. Kullanılıyor bunlar. Daha önceden zaten bu bulimia dediğimiz problemin halk ağzındaki ismi manken hastalığıdır. Özellikle ergenlikte akran zorbalığı, akranların birbirlerinin kiloları, bedensel görünümleri üzerinden yargılamaları ve aşağılamaları yetişkinlikte yeme bozukluğunu ya da ergenlikte başlayan yeme bozukluğunu çok çok etkiliyor. Çok net bir sebep. Her ne kadar kendimizi sevelim algısı başlasa da sosyal medyadaki bir birine atılan mesajlar insanların bedensel özelliklerini inceleyecek biçimdedir. Hele ki duygusal olarak duygu durumları çok sağlıklı olmayan kişiler, özellikle ergenler bunu kişisel olarak almaya daha müsaitler. Bundan sonrada zaten destekleyici bir aile dinamiğinden gelmiyorsa maalesef yeme bozukluğuna dönüşmesi işten bile değil.

9) Klinik psikoloji alanında yeme bozukluklarıyla çalışmak isteyen psikoloji öğrencilerine tavsiyeleriniz neler olur?

Öncelikle uzmanlık alanı seçmek istiyorlarsa seçerken çok acele etmesinler. Bu uzmanlık alanı 20 yaşında da seçilebilir, 30 yaşında da seçilebilir. Bir hocamın bana zamanında söylediği bir cümle beni çok etkilemiştir: “İnsan en iyi kendi yarasıyla çalışır.” bu demek değil ki bulimia tanısı konulmuş biriyseniz gidin bulimia ile çalışın. Travmanız varsa gidin o travmadaki insanlarla çalışın demek değil. Ama biz tabi ki de empati yapmaya çalışıyoruz. Empatiyi doğal yapmak en güzeli. Anlamak en güzeli. Çalışırken bunu kişiselleştirmemek de çok önemli. Soğuk kanlılığı öğrenerek, süpervizyon eşliğinde bunu yapmak önemli. Yeme bozukluğu üzerine çalışmak isteyenler, Türkiye’deki yeme bozukluğu eğitimi veren insanların üzerine gidebilirler. Ebru Şalcıoğlu, Nuray Sarp Kulkara çok değerli hocalarımızdır. Onun dışında biz elimizden geldiğince eğitimler, atölyeler açmaya çalışıyoruz Arkedia Danışmalık’da. Onlara katılabilirler. Bunun dışında kaynak olarak yeme bozukluğunda ülkemizde çok fazla değil. Ben şuna çok inanıyorum. Bir psikoloji öğrencisinin mutlaka İngilizcesi olmalı. Gidin İngilizce terapi yapın diye değil. Kaynak az, çeviriler kısıtlı ve kırk yılda bir oluyor zaten o yüzden kendiniz öğrenmeniz için, yurtdışından bir eğitim alabilmeniz için, alanı ve müdahaleleri daha iyi anlamanız için İngilizce’ye çok ihtiyacınız var. Burada yeme bozukluğu çalışan birini bulduklarında mutlaka yanına gitsinler soru sorsunlar. Yeme bozukluğu çalışan bir psikoloğun mutlaka yanlarında bir şey yapmaya çalışsınlar. Ve mutlaka kendi terapi süreçlerinden geçsinler. Zaten lisansta her şeyi kovalamaları gerekiyor. Çok okumaları gerekiyor. Irvin D. Yalom okuyabilirler. Türkiye’de çevrilmiş kitaplar var. Onları okuyabilirler.

Hazırlayan: Mesleki Bilgilendirme ve Farkındalık Platformu- Azra Öner, Ekin Alço, Kadir Pekdaş

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir