Toplumsal Sorunlara Duyarsızlığın Nedeni: Seyirci Etkisi

Akşam üzeri okuldan, işten veya herhangi bir yerden biraz da yorgun olarak eve dönüyorsunuz. Dalgın dalgın ilerlerken yolda baygın halde yere uzanmış birini gördünüz. Zor durumda olduğu belli. Tepkiniz ne olurdu?

Tabii soru bu şekilde sorulduğunda herkes “Koşar yardım ederim. Belki bir kalp krizi geçiriyordur. Belki de aç olduğu için yığılıp kalmıştır. Hemen ambulans çağırırım”  gibi şeyler söyler. Fakat araştırmalar ve yapılan deneyler gösteriyor ki durum sandığımızdan daha farklı. Yardım etme durumumuzu belirleyen bir etken var: “Seyirci etkisi”

Bu etkiyi ortaya koyan iki psikolog Darley ve Latane şu olaydan yola çıktı: 1964 yılında Amerika’da bir kadın 38 kişinin görgü tanıklığında bıçaklanarak öldürüldü ama hiçbiri duruma müdahale etmedi. Bu durumun, şehir hayatı, insanlar arasındaki soğukluk, Amerikan kültürü veya görgü tanıklarının korkması gibi unsurlara indirilemeyecek kadar karmaşık olduğu deneylerle kanıtlandı.

Bir deneyde yolda epilepsi krizi geçiriyormuş gibi yapan bir denek görevlendirilmiştir. Denek yolda bir kişi varken rolüne başladığında yardım alma oranı %85 olarak belirlenmiştir. Fakat çevredeki kişi sayısı beş olduğunda bu oran %30’a düşmüştür.

Başka bir deneyde bir kişiyi, iş başvuru formunu doldurmak için bir odaya alırlar. Kişi formu doldururken odaya duman verirler ve tek başına form dolduran insanların %75’i durumu yetkililere bildirir. Aynı şekilde odadaki kişi sayısı üçe çıktığında bu oran %38’e düşer. Deneylere bakılırsa etraftaki kişi sayısı ile müdahale olasılığı ters orantılıdır. İnsanların müdahalede bulunmamasının pek çok nedeni olabilir. Ama psikologlar temel olarak iki başlık altında bunu sınıflandırmışlarıdır:

İlk Neden: Sorumluluğun Yayılması

İnsanlar yardım gerekecek şekilde zor durumda olan bir kişiyle karşılaştıklarında, çevredeki insanların da etkisiyle sorumluluğunun azaldığına inanır. Sorumluluğu üstlenmeyerek başka bir kişinin olayla ilgileneceğini düşünür. Böyle olunca kişi sayısı arttıkça müdahale oranı düşer.

İkinci Neden: Durumun Ciddiyeti

Bazıları durumun ciddiyeti konusunda tereddütler yaşadığı için müdahaleden kaçınabilir. Eğer ortada sandığı kadar telaşa kapılacak bir olay yoksa utanç duymaktan çekinir. Yani yolda sızıp kalmış kişi gerçekten zor durumda mı yoksa sadece fazla alkolün etkisi mi? Uzaktan yükselen duman büyük bir yangın habercisi mi yoksa çok da ciddiye alınmayacak bir durum mu? Bu ikilemde kalan kişi de müdahaleden kaçınmacı bir tavır izler.

Psikologlar seyirci etkisini bu iki başlıkla temellendirseler de arkasında birkaç unsurun varlığı da sayılabilir.

Sosyal etki başlığı altında incelenen  “Toplumsal Kanıt İlkesi” seyirci etkisinin oluşmasında başka bir unsurdur. Bu ilkeye sürü psikolojisi de denebilir. Zor durumda olan bir kişi gördüğümüzde etrafımızda yarım etmeye dair bir telaş yoksa biz de bu konuda çekingen davranırız. Diğer insanlar gibi davranmayı tercih ederiz.  Örneğin bir AVM’de canlı bomba var diye bağıran birine kimse tepki vermiyor, telaşa kapılmıyorsa biz de diğer insanlarla aynı şeyi yapmayı yeğleriz.

Sosyal statü de tepkilerimize yön veren etkenlerden biri olarak sayılabilir. Eğer yardıma ihtiyacı olan kişi kadınsa veya iyi giyimli biriyse yardım etme olasılığımız artar. Fakat görünüşünden dolayı sosyal statüsü düşük biri olduğuna kanaat getirirsek müdahale ihtimalimiz de düşer.

Anlatılanlarda görüldüğü üzere duyarsızlığa, görmemezlikten gelmeye çok yatkın bir tür insanoğlu. Kadın cinayetlerine, çocuk istismarlarına, savaşlara, en yakınında gerçekleşen haksızlığı değiştirme ihtimali varken seyirci kalması bunu kanıtlar nitelikte. İlk adımı atma konusunda çok çekingen davranıyoruz. Bir korkumuz var buna karşı. Halbuki bu yolla binlerce insanın hayatı değişebilir, yaşam kalitesi yükselebilir, hayatta kalma şansı artabilir.

Belki de sorumluluktan kaçmayarak, durumu ciddiye alarak ve insanların görünüşüne, giyimine bakmadan ilk adımı atarak bir çok kötülüğün üstesinden gelinebilir. Kaçmayı, ilgilenmemeyi, bananeciliği bırakıp dünyayı hem kendimiz için hem de başkaları için daha yaşanabilir kılmak mümkün.

YAZAR: Ayşe ŞAMLIOĞLU

Ayşe Şamlıoğlu

TPÖÇG Blog Yazarı | Arel Üniversitesi Psikoloji Öğrencisi

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.