TANIMSIZLIK: MÜZİK

Size kısa zamanda bir şeyler vermeyi vaat ederken, sizi zamanın akışından alıkoyan bir olgudan bahsedeceğim bugün; müzik! Müziğin varoluşundan bu yana geçirdiği değişim aslında onu zamana saplantılı yaparken bir diğer yandan da onun zamandan bağımsız bir ifade ediş biçimi olduğunu ortaya koyuyor. 

Sözlükte; duygu, düşünce ve imgeleri tek sesli yahut çok sesli olarak anlatma sanatı olarak geçen müzik için aslında net bir tanımdan bahsetmek mümkün değil. Sesi ve sessizliği bir arada barındırarak bir anlayış biçimi olarak da ifade edilebilecek olan müzik, köken olarak Antik Yunan’da mousikē (μουσική): Müz (mousa), yaratıcılık, ilham ve bunların tanrıçası (nymphe) anlamına gelir. Müz sanatı, yaratıcılık sanatı gibi bir anlamı ifade etmeye çalışır. Yaratım, yorum, uygulama ve tanımı bu noktada bir çok farklı fikir dillendirilmiştir. Konfüçyüs, müzik için “Yer ve gök arasındaki uyum.” diyerek müziğin birleştirici gücüne değinmişken Pisagor “müzikoloji”nin temellerini atacak ses ve uyum tanımı üzerinde durmuş, anlatımın matematiğine vurgu yapmıştır. Platon ve Farabi ise müziğin ruhani, iyileştirici yönü üzerinde çalışmalar yapmıştır. Platon müziğin dinginleştirici etkisinden bahsederken müziğin “Evrene ruh, zihne kanat, hayallere uçma gücü, hayata ve her şeye neşe ve tılsım veren ahlaki bir yasa.” olduğunu söylemiştir. Aristoteles bu noktada müzik ve trajedinin birlikteliği fikrini paylaşmış (katharsis), insanı tanımlayan değerlerin müzik seçimi ile ilintili olabileceğini, yanlış müzik seçiminin insanı yanlış bir insan haline getireceğini iletmiştir; “Yanlış bir müzik, yanlış bir insan.” Antik Yunan’da da çalgıların etkisi (ethos) üzerinde rehabilitasyon ve tıp çalışmaları yürütülmüştür. Hegel, müziği “ruha yönelen sanat” olarak tanımlamış; titreşim, ton ve şiirin (armoni) önemini vurgulamıştır. Farabi, müzik alanında yaptığı çalışmalarla İbn-i Sina’nın da ilgisini çekmiş ve birlikte müzikle terapinin esaslarını kurmuşlardır (Zekeriya Er-Razi de bu dönemde bu alanda çalışmalarını vermiştir). Farabi, “Musiki-ul-kebir” eserinde müziğin astronomi ve fizik ile olan birlikteliğini açıklamaya çalışmıştır. Farabi’nin makamların iyileştirici gücü üzerine yaptığı kategorizasyon çalışması sonrasında İbn-i Sina, makamları Farabi’den öğrendiğini iletmiş ve “Tedavinin en iyi yollarından, en etkililerinden biri hastanın aklî ve ruhî güçlerini artırmak, ona hastalıkla daha iyi mücadele etmek için cesaret vermek, hastanın çevresini sevimli, hoşa gider hale getirmek, ona en iyi musikiyi dinletmek ve onu sevdiği insanlarla bir araya getirmektir.” demiştir. Müzik terapisinin Türk kültüründeki ilk uygulamaları Orta-Asya zamanlarına dek gitmektedir. İslamiyetin etkisi ile birlikte şamanlar, yerlerini baksılara bırakmıştır. İlk müzik aletlerinin ise 40.000 yy. önce bulunduğu tahmin edilmektedir. Doğanın yansımalarını kullanan insan faktörü ile ses nitelik ve biçim kazanmıştır (Müzik uygulama olarak en temelde herhangi bir alete ihtiyaç duyulmadan da yapılabilmektedir elbette). Şamanların davulla, dansla uyguladığı transandantal tedavi, yerini sonradan farklı uygulamalara bırakmıştır. Türk kültüründe değişen müzik matematiği, Avrupa’yı da etkilemiş ve beş sesli  gam, pentatonik/beş seslilik olarak adlandırılmıştır. Türk-İslam musikisinin günümüzde Avrupa’daki Müzik terapi uygulamalarında kullanıldığı da görülmektedir. Müziğe çeşitli tanımlar getirerek ona bazı karakteristik özellikler verdiğimizi ve bu noktada artık toplumsal düzeyde bir algıya maruz kaldığımızı söylemek mümkün. Minör gamların hüzün ve major gamların daha neşeli olduğu konusundaki toplumsal dirayetimiz, müziğin artık etkisinden sıyrılıp gündelik tüketime sunulabilir olması gerçeğini de gözler önüne seriyor. Öznel bilincimiz doğrultusunda bu kategorizasyon hükmünden kaçınmaya çalışmak epey yorucu olabiliyor. Günümüz tüketiminin mutlak sirkülasyonu içerisinde müziğe maruz kalmadığımız anların bir çetelesini tutacak olsak, bu yorucu olmazdı mesela. Bana kalırsa, güvenlik kameralarında bedenen; dükkanlardan, evlerden, sokaktan gelen müzikler ile de ruhen takip ediliyoruz. Zamanında MSN (Messenger) eklentisi aracılığıyla Winamp’ta dinlediğimiz müzikleri paylaşarak müzik konusundaki bu sosyal paylaşımın öncüleri olduğumuzu akranlarımla birlikte söylemem pek de yanlış olmayacaktır diye tahmin ediyorum. Elbette müzik paylaşımının kendi içerisindeki geliştirici, öğretici etkisi haricinde, sokakları dolduran “gürültü”nün duygu bombardımanı etkisinden de söz etmek gerekir. Müzik, zamanın bir ayracı gibi her zaman ve her yerde karşımıza, anılarımız ile birlikte çıkabilir. Müziğin, dili kapsamayan evrensel boyutu, onun duygu iletimindeki manipülasyonundan başka bir şey değildir. Müziğin, şiirsel olarak anlatmayı hedeflediği şey ile uygulamadaki metodsal farkı ona farklı anlamlar kazandırır. Beethoven 9.senfoniyi işitme kaybından sonra bestelemiş, Aşık Veysel sazını gönlüne döndükten, gözlerini kaybettikten sonra eline almıştır. Burada, müzik beyinle ilintilidir tanımı hatırlanır. 

Müzik için “güzeli amaçlayan” tanımı etrafında söylemek doğru olacaktır ki müzik terapötik bir süreçtir ve sanat olarak, sanatçının dışavurumu olarak icra edilir. Tüketirken de üretirken de…

Müziğin faydaları konusunda yürütülen çeşitli araştırmaların çıktısı olarak müzik terapinin amaçları da bir şekilde ortaya konmuştur. Müzikle stres yönetimi ve motivasyon da bu amaçlar arasında yer almaktadır. Müzik dinleyerek yapılan ve ortaya konan iş, bilişsel performans açısından daha efektiftir. A noktasından B noktasına giderken dinlenen müzik, yürüyüş ritmi ve çevreye karşı daha aktif bir algılama süreci yaratımında etkilidir. Burada müziğin hızı etkilidir ve uğraşın daha iyi hatırlanması ve daha hızlı uygulanmasına katkı sağlar. Müzik, emosyonel ve fiziksel geri dönüşler içeren işitsel bir uyarandır. Stresin de etkileri dahilinde bir uyaran olmasından hareketle müziğin Hipotalamusa bağlı Otonom Sinir Sistemi üzerindeki faaliyeti gözlemlenmektedir. Otonom Sinir Sistemi; nefes alma, sindirim ve kalp atışı faaliyetlerinden sorumlu Sempatik ve Parasempatik Sinir Sistemi olarak ikiye ayrılan bir sistemdir. Sempatik Sinir Sistemi savaş ya da kaç tepkisine aracılık ederken Parasempatik Sinir Sistemi daha çok enerji koruyucu bir sistemdir. Müzik uyaranı parasempatik eğilimi artırarak vagal ton ile ilişkili olan Kalp Hızı Değişkenliğine (HRV) ve dikkat işlevlerine olumlu yönde katkı sağlamaktadır.

Müziğin kalp ritmi ile olan ilişkisinden sonra müziğin kendi ritminin de bizde yarattığı etkilerden bir diğeri ise daha az yemek yememizi sağlamasıdır. Dizi izleyerek yenilen tabak tabak yemeklerden sonra yaşadığınız pişmanlığın acısını güzel bir müzik eşliğinde yiyeceğiniz tatlıdan çıkarmayı düşünebilirsiniz. Ortamın ışık yoğunluğunun müzikle, ikisinin de daha az yemekle ilişkisi var. Loş ışık ve sakin müziğin bizi rahat hissettirmesi aslında bütün olay. Günün, sosyal hayatın tüm hengamesi içerisinde maruz kaldığımız stresörlerden yalıtılmış güzel bir yemek yemeyi hangimiz hak etmiyor ki. Müziğin güncel uygulamalarından bir diğeri de ağrıyla baş etme yöntemi olarak kullanılmasıdır. Kronik ağrı ve fibromiyalji hastalarını kapsayan araştırmada müzik dinletilen hastaların, kontrol grubuna oranla daha az ağrı hissettikleri ve depresif eğilimden yavaşça sıyrıldıkları ortaya kondu. 7000 hastayı kapsayan araştırmada müzik dinleyenlerin, müzik dinlemeyenlere oranla daha az ilaç kullandıkları da çıktılar arasında. Uyku bozukluğu hastaları üzerinde yapılan araştırma da müziğin iyileştirici gücünü kanıtlar çıktılar sunuyor. Klasik müzik dinletilen hastalarda 3 haftadan sonra uyku düzeninde iyileşmeler olduğu gözlemleniyor. 

Spor yaparken dinlenecek şarkılar, çalışırken dinlenecek şarkılar, kitap okurken dinlenecek şarkılar ve benzerleri gibi listelere kolayca erişim sağlanabilen platformlar, şehrin kaotik etkisini birey üstünde minimum düzeye indirgemeye çalışıyor. Bu sürece katkı sağlayan ve aracı olan kulaklıklarımız ise her an her yerde imdadımıza yetişiyor. İnsana konfor alanı sağlayan müzik için etkili faktörlerden bir diğeri de duyduğumuz sesin aslında duymamız gereken ses olup olmadığı. Burada müziğin tüketiminde aracı olarak kullandığımız ses sistemlerinin(mesela kulaklıklarımız) çalışma prensipleri, frekans düzeyi gibi faktörler söz konusu. Örneğin, işitme kaybı yaşayan insanlara daha iyi bir yaşam standardı (elbette bu standart özneldir) sunmak adına uygulanan koklear implant tedavisi, müzik konusunda hala etkili bir tedavi yöntemi değildir. İşitme problemi yaşamayan herhangi bir bireyin duyabildiği, algılayabildiği ses  frekansları ile bu implant tedavisini almış bireylerin algılağı ses frekansları ne yazık ki benzer değil. Daha dar bir ses aralığını duyan bu bireylerin katıldığı bir anket çalışmasında müziğin onlar için acı verici bir deneyim olduğu ortaya kondu. Elbette bu işitmek istediğimiz ses, algılamak istediğimiz şey ile doğrudan ilişkili. Vapur düdüğü, martı bağırışları, dalga sesleri de onu dinlemek isteyen için epey anlamlı bir armoni oluşturabilir. Ancak iyi bir kulaklığın da etkisi azımsanmayacak kadar çoktur. 

Spor yaparken dinlenen yüksek tempodaki müziklerin, antrenmana hız ve verim kattığı, müzik dinlerken yapılan yürüme eyleminin temposunu müziğin belirlemesi ile ilintilendirilebilir. Müziğin emosyonel faydaları içerisinde ruh halini değişimleyebilme gücü ve depresyon semptomlarını azaltma etkilerinden söz edilebilir. 

Hangi tür müziği dinlediği ile bireyi yargılamak, belirli çerçeveler içine oturtmak ne yazık ki popülizmin vahim hadiselerinden birisidir. Bu konudaki kaçınmacı yaklaşımlar bireylerde müziğin rahatlatıcı etkisinden ziyade müziğin ek bir stres faktörü olarak hayatlarında yer almasına sebep olmaktadır. Oysa müzik tercihi, yaşam biçimi hakkında çok sınırlı bir bilgi verirken netlik oluşturmamaktadır.

Makamına göre insanı değerlendirmek amuzi (amusia) hastaları için epey üzücü olsa gerek. Amuzi hastaları bir müziği tanımakta, algılamakta ve hatırlamakta zorluk yaşarlar. Müziği görebilen sinestezikler için hayat ne kadar renkliyse, amuzikler için ters orantılı şekilde sarsıcıdır. Amuzi, beyin hasarı neticesinde ortaya çıkabileceği gibi konjenital olarak da ortaya çıkabilir ve tını sağırlığı olarak da ifade edilir.

Müziği dinlemek, duymak, etkilenmek ve diğer faydalarından istifade etmek için müziği bilmeye, nasıl yapıldığıyla ilgilenmeye gerek yoktur. Kalbinizin ritmi hep yanınızda olsun ve onu müzikle besleyin, müzikle kalın, gerisi farkında olduklarınız ve olamadıklarınız kadar gelecektir.

Herkes hayatının şarkısını söyler, çok az enstrüman bu ahenge eşlik eder. 

*Léon: The Professional (1994) filminden bir sahneyi sizlerle paylaşmak istiyorum.

*Müzik önerisi de şöyle gelsin.

Yazar: Şafak Tüfekçi

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.