Sosyal Sorumsuz

Ağzımızdan çıkan her kelimenin, işitildiği her kulak dahilinde varoluşumuza bir anlam ve açıklama kazandırdığı bir gerçek. Peki ya sosyal medya ve internet mecraları üzerinde, klavyeyle olan her temasımız hakkında ne kadar tutarlı düşüncelere sahibiz ve sorumlu hissetmekteyiz?

Ortaokul sıralarındayken işlediğimiz “hava, su, toprak ve ışık kirliliği” konusu geliyor hatrıma ne zaman bu konu üzerine düşünsem. Günümüzün en kronik problemlerinden birisi olarak gördüğüm “bilgi kirliliği”ne değinmek istiyorum bu defa.

Teknolojinin gücüyle(!) insanın öznel çıkarları doğrultusunda büyük bir silaha dönüşen bilgi, ne yazık ki artık sorgulanamaz bir biçime girmiş vaziyette. Bugün bir cümle ile bir insanı öldürebilir bir haldeyiz. Bu söz konusu durumun örneklerini, sosyal medya üzerindeki herhangi bir paylaşımın varlığı ile ölçmek ve gözlemlemek oldukça mümkün. Kendi varoluşumuzu, ıraksak bir fayda gözeterek paylaşımlarımızla ortaya koyduğumuz sosyal medya mecraları üzerinde gerçekleştirirken, oluşturduğumuz yeni kimliğin herhangi bir onay mekanizmasına tabi tutulmaması, çağın büyük tehlikelerinden biri. Anonim kimlikler ardından, kaynağı belirsiz bilgilerin, tüketim çılgınlığına yenik düşmüş insanlığa sunulması beraberinde üretim çılgınlığını da beraberinde getiriyor elbette. İkinci dünya savaşında dahi, yanlış istihbaratın ne denli sonuçlara mal olduğunu bilmemeyi tercih eden insanlık, kendi yazgısını kendi yalanları ile mahvetmekten de öteye gidemiyor. Dezenformasyon olarak tabir edilen yanlış bilgi kullanım ve paylaşımının, mizahi açıdan da ele alınarak normalleştirildiğini ancak çoğu insan için aynı mizahi bakışın mümkün olmadığını bilememek de insanlığın yine günümüz bencilliğinin bir sonucu olarak karşımıza çıkıyor.

Sosyal medyada yaratılan anonim kimlikler tarafından ortaya atılan anonim bilgiler kulaktan kulağa yayılırken, kimi zaman çoğalarak kimi zaman eksilerek alıcılarına ulaşıyor. Bu bilgi edinimi beraberinde bir çığı da getiriyor ve edinilen bilginin işlevselliği konusunda kendisini yalnızca beslemeye odaklamış insanlar tarafından gözden kaçabiliyor. Sosyal medya paylaşımları, sanal ortamda oynanan kulaktan kulağa oyunu gibi. Ham/arı bilgi, onu ilk ortaya koyanın bile kolaylıkla inkar edebileceği bir hal almış durumda. İnsanlığın, modern dilemmalarından birisi de bu “kötüye kullanım”a karşı vermiş olduğu mücadele sırasında ortaya çıkıyor. insanın, şüphe ile yaklaşımının bir sonucu olarak sunulan bilginin özünün, yine şüphesiz bir kabullenişle değerlendirilmesi…

Bu durumu internet ve sosyal medya kullanımının artmasıyla iletişimin azalarak, yerini dolaylı bir iletişime bırakmasının bariz sonuçlarından birisi olarak görmek pek mümkün olsa da kendini inkâr eden tüm paylaşımların, sosyal medya dinamikleri içerisinde yer alabilmesine halen şaşırmaktayım. Şaşırdığım nokta bu durumun süre gelmesi değil, bu durumun fark edildiği anda ortaya konan, düzeltmeye (!) yönelik tepkiler.

Bilgi kirliliğini, birçok farklı yönden ele almak mümkün. Tüm yaşamın, bir bilgi aktarım süreci ile anlamlandırılması elbette ki “bilgi”nin, yaşamsal fonksiyonu olarak da değerlendirilebilir. Bu aktarım sürecinde medya ve basın yayın organlarının hayati öneme sahip olduğunu belirtmeme de gerek olmadığını düşünüyorum. Basın yayın organlarının televizyonla sınırlı kalmayarak artık sosyal mecralarda da yer almalarının, insanın dört bir yanını -istemese dahi- kuşatması da tehlikelerden birisi. Paylaştığımız tüm içeriklerin, her hecenin, her kelimenin sorumluluğunu bir başkasına yüklemek de insanın sosyal medya içerisinde sosyal olamayışını ortaya koyuyor gibi görünüyor.

 

Sorumluluk bilincinin, küçük yaşlardaki çocukların ellerindeki telefon,tablet, bilgisayarlar ile kazandırılmaya başlanması gerekiyor.

 

Sosyal sorumlu günlere…

 

Yazar: Şafak Tüfekçi

 

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir