Sistem ve Güncel Kölelik

Çalar saatin sesiyle uykusunun içerisinden sökülüp alındı. Hayır, uyanmak denemezdi buna, sökülüp alınmak bile hafif kalabilirdi hatta. Acele adımlarla banyoya gidip hızlı bir şekilde yapmasıyla ünlü olduğu günlük bakımlarını bir çırpıda halletti ve mutfağa geçti. Kendisine büyük bir bardak sade kahve hazırladı. Evet, gün başlangıcındaki tek lüksü buydu. İçerisine fazlaca attığı kahvenin etkisiyle, simsiyah görünen kahvesine bir bakış attı. Kahvenin renginin ona günün geri kalanını çağrıştırdığını düşünmemeye çalışıp büyük bir yudum daha aldı önündeki içecekten. Kafeinin günün geri kalanına dayanma gücü vermesi umuduyla hızlıca giyindi ve evden her zaman çıktığı saatte ayrıldı. Yapması gereken işleri kafasında sıraya koyduktan sonra kafasını kaldırıp çevresine dikkat etmeye başladı. 8.15 seferinin müdavimleri her zamanki gibi, her zamanki yerlerinde olmasalar da dikkatini çekti. İlk kez aklına bir soru takıldı. Ben neden her gün aynı saatte bu insanları bu otobüste görüyorum?

Benim fikrime göre, cevap çok basit olsa da yanıta ulaşmak için soru üzerine fazlaca düşünmek gerekiyor. Bir süreden sonra öyle bir noktaya varıyorsunuz ki, soruyu sorduğunuza, cevabı bulduğunuza lanet ediyorsunuz. Cevap ise acımasız, bir o kadar klişe; çok karmaşık ama sadece tek kelime. Sistem.

Asgari ücret karşılığında, sabah sekizden akşam beşe kadar çalıştığımızı farz edelim. Ailemiz üç kişilik, eşimiz de asgari ücretle bir yerde çalışıyor diyelim. Haftada bir gün de tatilimiz olsun. Günde sekiz saat uyuduğumuzu, dokuz saat çalıştığımızı ve bir saatimizin yolda geçtiğini farz edersek, sadece altı saat bize kalıyor ki onu da yaşam koşulları dolayısıyla kaliteli bir biçimde geçiremiyoruz. Aşağı yukarı aynı saatte evden çıkıyor, aynı saatte eve geliyor ve hayatımızı sürekli tekrarlayan bir olaylar zincirinin içinde yaşıyoruz. Bu örneği cebimize koyalım yolumuza devam edelim.

Ortaçağ’da Avrupa’ya bütünüyle hakim olan feodal sistemden biraz bahsedelim. Ülkeden ülkeye değişiklikler olsa da ana hatlarıyla sistem şöyle:

-Soylular

-Din adamları

-Burjuvalar

-Köylüler

-Serfler (özgürlüğü olmayan köylüler, köleler)

Şeklin piramit olmasının sebebi ise, nüfusa göre dağılım olmasıdır. Soyluların sayısı din adamlarından, din adamlarının sayısı burjuvalardan azdır. En çok nüfus serflerden oluşmaktadır.

Şimdi biraz düşünelim. Günümüzde asgari ücret veya asgari ücret civarında yaşayan insanların çalışma şartlarında mesai saati genelde en az dokuz saat ve bu kişiler toplumumuzun çoğunluğunu oluşturuyorlar. Kendilerine ve çevrelerine ayırabilecekleri zaman kısıtlı ve bu zamanın kalitesi çok düşük. İnsan olmanın getirdiği temel hak ve özgürlükleri mevcut (kağıt üzerinde). Yani sistem, kıt kanaat geçinebilmeleri karşılığında bu insanlardan ömürlerinin yarısından biraz daha azını alıyor. Piramidin köylüler ve serflerden oluşan kısmını buraya dahil edebiliriz.

Bir diğer kesim ise asgari ücretin biraz daha üzerinde para kazananlar. Çalışma saatleri sabitlik göstermese de, sistemin onlardan aldığı vakitten geri kalan zamanlarını daha kaliteli geçirebiliyorlar, kağıt üzerinde herkesin hak ve özgürlükleri eşit olsa da, onlarınki az para kazananlara göre biraz daha eşit. Burayı da burjuvalarla ilişkilendirebiliriz, zira din adamlarının o zamanlardaki önemi şu andaki sistemi karşılamıyor.

Şimdi geldik anlatırken dikkatli olmam gereken kesime, yukarı kesim, yani yöneticiler. Dünyanın genelinin içinde bulunduğu demokratik rejimlerde, çoğu yüksek devlet adamının ihtiyaçları ve yaşam standartları devlet bütçesinden karşılanır. Yüksek olmayan devlet adamları ise toplumun diğer kesimlerine göre iyi para alır, aynı zamanda yüksek devlet adamları kadar olmasa da devlet imkanlarından yararlanabilir. Bu kesimi de tahmin edebileceğiniz gibi soylulara dahil edebiliriz. Tek fark, eskiden soylular şato ve saraylarının içinde yaşar, sahip oldukları toprakları oradan yönetirlerdi. Keza bazen de farklılık göremiyor insan tabi…

Mevcut sistem, insanları sömürmenin daha kolay ve daha az tepki çeken bir yolunu buldu, insanların temel hak ve özgürlüklerini elde etmesi için bir şeye (para) ihtiyaç duymaları ve o şeyi kazanmak için kendi istek veya mecburiyetleriyle zaman, emek ve özlerinden bir şeyleri vermeleri. Bu sistemin feodal sisteme göre tek farkı ise mevcut güç parametrelerinin azaltılmış olmasıdır. Feodal sistemde kandan gelen yönetme hakkı (soyluluk), din, ırk, para gibi güç parametreleri varken günümüzdeki sistemin egemen güç parametresi paradır. Paramız olduğu sürece zamanımızı daha kaliteli geçirebilir, daha iyi yaşam standartlarına sahip olabilir, kendi hayatımızın kontrolüne daha çok sahip olabiliriz. Şu anda yaptığımız her şey (iyi bir üniversiteye gitmeye çalışmak, staj yapmak, derslerden iyi not almaya çalışmak vs.) kişisel nedenlerimizi (öz yeterlik, birikimli bir insan olma isteği, öz saygı) çıkaracak olursak; gelecek yaşamımızda, var olan sistemin çıkabileceğimiz en üst katmanına çıkmak içindir (genelde burjuva).

Feodal sistemin ısıtılıp önümüze konulduğu bu sistem, elbette ki feodal sistemle tıpatıp aynı değildir. Bu sistemdeki katmanlar arası geçişler feodal sisteme göre daha esnektir. Sosyo-ekonomik durumu iyi olmayan bir aileden doğup kendini geliştirerek, eğitim ve tecrübe sayesinde yaşam kalitesini artıranlar az değildir keza sosyo-ekonomik durumu iyi olup bir zamandan sonra yaşam kalitesi azalanların da az olmadığı gibi. Ayrıca bu sistemin doğası, yukarıda bahsettiğim gibi, insanlara para kazanması ve kaliteli bir yaşama sahip olması gerektiği fikrini aşılar, sonra da emeklerini ve tamamen olmasa da özgürlüklerini alır.

Özetle, insanları kendine kendi istekleriyle muhtaç eder, bundan dolayı saptanması zor, saptandığında ise hazmetmek daha acıdır.

YAZAR: Berkay ÇAKMAK

Berkay Çakmak

TPÖÇG Blog Yazarı | Başkent Üniversitesi Psikoloji Öğrencisi

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.