SANDIKTAN 6: Histrionik Kişilik Bozukluğu

Yaklaşık on dakikadır odada psikiyatristi beklemiş olmanın verdiği huysuzlukla oflamaya başlamıştı Pera. Buraya ilk kez geliyor, kendisini gerçek hisleriyle ilk kez aile dışından birisine bu denli açacağının tedirginliğini yaşıyordu. Ya o Pera’yı sevmezse ya Pera’nın istediği ilgiyi tam olarak göstermezse… Bu düşünceler Pera’yı deli ediyor, bir çıkmaza sürüklüyordu. Bembeyaz bir oda, beyaz masa, beyaz koltuk ve beyazın tonlarında bir çok eşya… Odadaki beyazlığı bozan tek objeydi masanın üzerinde duran  aile fotoğrafı. Çok renkliydi, çok sevgi dolu. Ve gerçekten birbirine değer veren bir aile. Pera’nın o her zaman istediği, imrendiği gülümsemeler.

Pera imrenedururken fotoğraftaki bakışlara, başhekim odaya girmişti. Pera tokalaşmak için büyük bir özenle ütülenmiş elbisesini kırıştırmamak adına dikkatlice kalktı oturduğu koltuktan. Selamlaştıktan sonra saatlerce özenle yaptığı saçlarını başhekime belli etmeye çalışarak sol yanına toparladı. Başhekim dikkatlice izliyordu Pera’nın hareketlerini. Pera kendisini alıkoyamayarak direkt soruya daldı. “İsmimi soracaksınız değil mi? Sonuçta bana ismimle hitap etmenizi istiyorum.” “Önümdeki dosyada isminiz yazılı Pera. Fakat bu isim konusu sizin için çok mu önemli?” diyerek başhekim Pera’nın iç dünyasını anlamaya çalışıyordu. Oysa Pera bile farkında değildi iç dünyasının. Ve bilmiyordu iç dünyasında yıllardır neler yaşandığının. Çünkü dış dünya önemliydi onun için. “Evet, bana ismimle hitap ederseniz ancak benimle konuştuğunuzun farkına varabilirim.” diyerek çoğu belirtiyi ortaya koymuştu Pera. Yüzünde sadece saniyeler önce var olan kocaman belirgin tebessüm şimdi ani bir değişimle öfkeye dönüşüyordu. “Pekala Pera, önemli değil. İsminle hitap edeceğim sana. Bana anlatmak istediğin neler var? Bunlarla başlayalım bence.” “Evet haklısınız, doğru söylüyorsunuz.” diye kabullendi başhekimin söylediklerini hemen. Daha sonra ilginin kendinden başka hiçbir şeye kaymamasını istercesine yüksek bir ses ve büyük hareketlerle konuşmaya başladı. Önce boğazını temizleme niyetiyle büyük bir öksürük, sonrasında da el ve kol hareketlerinin aniliği devreye girdi. “Ben herkesin beni sevmesini istiyordum. Aslında bunu herkes istiyor, biliyorum. Çok mu doğaüstü bir istek bu? Beni onaylasınlar istiyorum. Gerçekten yanlış mı düşünüyorum, herkes onaylanmak istemez mi? Bana bir cevap verir misiniz?” diyerek gözlerini irileştirerek başhekime baktı Pera. Bu sözleri de onaylanmak istemesinin kanıtlarıydı. “Aile yapın nasıl Pera? Kaç kişilik bir ailesiniz, konumun nedir?” Pera bu sorunun çok ayrıntı olduğunu düşündü. Kısaca bir cevap vererek geçiştirme niyetindeydi. “Beş kişiyiz ben en küçüğüm. İki ağabeyim var, yeterli sanırım bu bilgiler sizin için.” “Sana göre yeterli ise daha fazlasını söylemene gerek yok Pera.” “Ama bir problem var sanırım bu konuda.” dedi Pera.  Az önceki heyecanlı yüz ifadesi birden buz kesmiş, asılmıştı. “Ben” diyerek yarım bıraktı kendini. Alnını ovuşturdu, ağlamamak için yukarı doğru baktı, gözlerini sürekli bir o yana bir başka yana çeviriyordu. Aslında anlatmak istemediği noktaya gelmişti. Ve en çekindiği konu, en hevesli olduğu haliydi. Bir şeyi sıkıca tutuyormuş da bırakırsa düşecekmiş gibi gergindi. İçindeki kelimeleri de bir bıraksa sarsılacaktı çünkü. Ama kararlıydı. Bu sefer anlatacaktı. “Ben, annem beni sevsin istedim. Babam saçlarımı okşasın istedim.” O ellerinde sıktığı ip kayıp gitmişti avuçlarından şimdi. Ağlıyordu, yıllardır biriktirmiş gibi, az önce yüksek bir kahkaha atmamış gibi ve hiç mutlu olamayacakmış gibi ağlıyordu şimdi. “Benim babam her halimi kusur buldu, buluyor da halen. Ve annem bir kez olsun saçlarımı taramadı. Hatırlamıyorum ki hiç. Onlar beni sevsin istedim ben. Onlar sevmedi, onlar sevmeyince de tüm dünya sevse bir anne sevgisi ancak karşılanır sandım. En mutlu ben olayım istedim. En güzel ben olayım istedim. Belki o zaman bir kusurum kalmaz sandım.”

Elleri hala saçlarındaydı. Gözlerini silmeye çalışıyor, akan makyajının bozulmuş olduğunu fark ederek kahrediyordu ağlamış olmasına. “Pera, annen seni seviyorsa ya, o zaman tüm dünyanın ilgisinden vazgeçebilir misin? Kimse beni sevmesin diyebilir misin kendine?” diye sordu başhekim. Onun için bu sorunun cevabı kilit noktaydı. Gösterdiği çoğu semptom tanı için yeterli olacak mıydı bu cevapla anlayacaktı. “Sevmez ama. Tüm dünyada da sevmez beni, annem de, babam da. Hep güzel hep iyi olmak zorundayım kimse beni sevmez. Anlıyor musunuz, haksız mıyım?”

“Bu çok büyük bir ön yargı Pera, bu genellemeden vazgeçmen gerekiyor önce. Sonra da kendine gerçekten ne istediğini sorman…” doktor tanıyı koymuştu.

Ufak bir süre sessizlik oldu karşılıklı, Pera bu sessizlik içinde ağladı, doktor onu seyretti, Pera’nın dudaklarından çıkacak olan cümleleri bekledi sakinlikle. Sessizliğin ardından Pera donuk bir yüzü ifadesini aldı. “Karar verdim ne istediğime. Beni sevmenizi istiyorum. Hepinizin… Çünkü ben sevilmek istiyorum. Ya ben buradayım ya burada, sevin beni istiyorum.” Diyordu sesi yalvaran bir halde. Ağlamaktan bitap düşmüş ve sesi kısılmaya başlamıştı.

“Çok mu şey istedim sizden? Beni… Beni sevin istedim sadece…” demekle yetindi.

YAZAR: Miray Özden KIRAN

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir