Rogers Neden Haklıydı, Rogers Nereye Kadar Haklıydı

Ülkemizdeki mihenk taşlarının, sıfatından vazgeçip adeta domino taşına dönüşerek negatif yöne dizilmesi belki bir çoğumuz için beklenen bir durum olsada itiraf etmeliyim ki benim için, gündemle şokun birbirleriyle rekabet edercesine artış göstermesi konuşacak pek de bir şey bırakmamakta.

Sadece ekonomi, iktisadi ya da idari yönden değil tüm bunlarla “nasıl bir ilgisi olabilir ki?” dediğimiz ve yoksunluğu durumunu konuşmanın bile ürkütücü olduğu eğitim, çevre bilinci, fiziksel ve ruhsal sağlığın bütünlüğünün korunamaması, gecikmiş umutların anlamlı telafilerinin ne zaman ya da maalesef kime bağlı olduğunu bilmemek ya da bilmek esas mesele sanırım. Peki yıllar evvelinden, tarihi hiçbir zaman geçmeyecek  dünyanın gelmiş geçmiş en şifalı reçetesini veren Rogers’ın öğretilerini öğrendikten ne kadar zaman sonra unuttuk? Eğer ki Rogers haklıysa bu süreç ne zaman sekteye uğradı ya da bu büyük bilim insanı nereye kadar haklıydı?

Sahi ne demişti yaşama: “Her şeye rağmen sevebilmek en kolay ve en olması gereken hazinedir.” O hâlde kendini sevmenin bir başkasını, toplumu ve en nihayetinde bulunduğu ülkeyi sevmesi nasıl bir sirkülasyondur?

Örneğin, evlerinin rengini o kadar seçenek varken ve hepsi eşitken en soluk olanına boyayan, bahçesinde onlarca sebze ve meyve yetiştirmek yerine silme betonlaştıran birinin kendine verdiği değer topluma nasıl yansır? Düşünün neden bu kadar az yerde tiyatro var? Bundan sorumlu kurum kuruluş ya da bir kaç kişilik grup, bunlardan kendilerinin de etkilendiğini biliyorsa etkisini uzun süre hissettirecek bir durum sizce de kaçınılmaz değil mi? Öyleyse Carl Rogers sevmek derken ne kadar kolay ve ulaşılması düşünülmesinden daha hızlı olursa olsun, kademeleri olan bu sürece, önce kendimizi koymamızı öğütlerken haklı değil miydi? Kişi eğer ki kendisini karşılıksız olduğu gibi tümüyle kabul edip en başta kendisiyle ilgili negatif yönde kafasının karıştığı noktaları düzeltip, olumlu yönde yontmalar yaptıktan sonra diğer kişilere ve oluşacak hoş esintiye katkısı nasıl olur?

Geçmişten ders çıkarıp en güzel değişikliklere kalkınan insanları düşünün ve tabii ki oluşturdukları toplumları… Zihinlerine yaldızlarla kazınan hümanizm akımının önsözlerini tüm bunlar bu kurallar sevmekten, daha çok sevmekten doğmaz mı? Öyleyse Rogers haklıydı, peki tüm ülkelerin toplumların böyle olmaması onun haklılığından “fazla vermişim” diyerek alır mı? Ya da nereye kadar haklı kılar?

Olumlunun olumsuz, olumsuzunsa olumlunun varlığını işaret ettiği her anımızda gelişen ve gelişemeyen toplumların özünde baz aldığımız en başta o toplumu oluşturan tek bir kişinin sevebilme yetisiyse; sevmeyi başaranlar için ilerleyen, başaramayanlar için yerinden kıpırdamayan ya da daha kötüsü gerileyen bir durum. Rogers, haklılığı nerede tüm ışıklar kapanınca ışıltısıyla belirir nerede hiçbir uyaran onun için farketmez ve görünmezliliğini korumaya ne yazıktır devam eder?

Sevmek, zorlamanın bittiği yerde ki samimiyettir. Samimiyetin gerçekliğe dönüştüğü istenilen yaşamın belki de daha iyisidir. Evet, Rogers haklıydı. Hem de sonuna kadar! Sadece biraz daha zaman gerek…

Yazar: Deniz Uğur Çil

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir