Pastel Boyalı Hayatlar

Aydınlık bir odanın içine düşen gölge. Belki sokakta olan belki de sokaktan kopan. Sıcağın içinde üşümek, ışığın içinde kör olmak gibi; güneşli havada ıslanmak, karlı havada terlemek. Birbirine ne kadar zıtlık varsa içinde çırılçıplak kalmak, milyonların içinde tek nefes, yalnızlığın içindeyse binlerce duygu barındırmak.

Bir kelebeğin kanadının kırılması gibiydi hayat bazen. Kırıklarından doğmak, kırıldığın yerden can vermek bedene. Son nefesini verdiğini düşündüğün anda dönmek geriye. Sayılı günlere rağmen güzelliklere uçmaya devam etmeye çalışmak.
Kurumaya yüz tutmuş bir ağaca su vermeye devam etmek gerek belki de umutları yeşil tutmak için. Düştüğün yerden gülerek kalkmaya çalışmak ayağa. Kanayan yaralara diş sıka sıka tuz basmak. Dik durmak her yıkılışa.
Var olanların değerini biraz daha iyi anlarken, yeni gelecek olanlara dört elle sarılmak. Daha gerçek olmak mesela kendine; daha çok yüzleşebilmek en hassas noktalarınla. Umut etmek, bardağın dolu tarafından bakabilmek, çabalamak ve sabretmek basit ve binlerce duygu barındıran birkaç kelime.
Küçük bir kız düşün; yüzünde dünden kalma mutluluğun izleri, buruk ve güleç. Üstünde parlak yıldızlar, ayaklarının altında siyahtan çamurlar. Zıplasa yıldızlara ulaşacak, dursa olduğu yere batıp kalacak gibi.

Ait olmayan bedenlere bürünmenin ağırlığını, boşa geçen zamanı, ruhtan bir bir temizlemekti gereken. Neresinden tutunacağını bilemediğin ömür olan koca bir çınar ağacının hangi dalını tutsan elinde kalmış ve biraz daha yaklaşmış düşmeye beden. Kırış kırış olmuş hayallerin tozlu yollarına inceden bir beton atmak gerekir bazen. Yenilerini inşa ederek uzun yolculuklara çıkmak. 

Hepimizin kaçak olduğu bu dünyada nereye gittiğini bilmediğimiz bir trenin yolcuları değil miyiz? Yolculuğunsa ne üzerine olduğu hiç önemli değil. Bazı istasyonlarda inecekler olacak; bazılarındaysa yeni binenler bu yolu olmayan trene. Boş koltuk ararken diğer vagonlara ilerleyecek ve yüzlerce hayattan sıyrılıp geçeceksin teker teker. Bazıları ruhsuz bazılarıysa bedensiz olacak. Herkes kendi gözünden görecek bu dünyayı; kimilerinin içinde gülücükler açarken kiminin dudakları tuz kokacak, birileri kaybederken diğerleri kazanacak ve bu böyle sürüp gidecek.
Uzun uzun cümleler kurarak mı çıkaracaklar çakıldığımız yerden yoksa çığlıklarla susarak mı? Bilinçaltına kırık bir merdivenden inen duyguların neler getireceğini kim bilebilirdi? Saman kağıdına altı çizik bir iki cümle neyi ifade ederdi? Kaç çiçek kurudu hatırlamıyorum, kaç sel aldı götürdü umutları. Daha ne kadar yol var ne kadar zaman.
Bazı hayaller çamurun altında kaldı bazılarıysa yerle bir ve şimdi yeni bir yolculuğa çıkıyorum. Son gücüyle bir daha yaşamak, son bir umut bağışlamak boş vagonlara ulaşmaya.
Raydan çıkmadan, çamura bulanmadan.

Yazar: Büşra Nur Tezcan

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.