Ouroboros Yılanı

Kendi kuyruğunu ısıran ouroboros yılanı mitolojide dönüşümü, yeniden varoluşu ve doğanın ebedi döngüsünü simgeler. Kendi enerjisini yiyerek kendini yok eden ouroboros yılanı birçok inançta değişik yorumlanır. Simyacılar için ‘’başlangıcını sonunda, sonunu ise başlangıcında’’ temsil eden ouroboros yılanı biz insanlık için neyi temsil ediyordu?

Düşünmekten kendi kendini yiyen insan desem sizlere ne çağrıştırır?

En son ne zaman kendinize düşünmek için vakit ayırdınız veya bir konu hakkında belli bir araştırma yaptıktan sonra kendi düşüncenizi ortaya koymak için kafa yordunuz? En basitinden bu sorumu düşünmek için kendinize minimum ne kadar süre tanıdınız; 5 dakika, 1 dakika? Durun ben söyleyeyim çoğunuz sanki size bir soru eki yöneltilmemiş gibi metni okumaya devam ettiniz. Çoğunuz da metin bittikten sonra bu sorum üzerine vakit ayıracaktınız. Peki gerçekten ayıracak mıydık? Çoğumuz düşünmeyi o kadar erteliyoruz ki dönüp baktığımızda bir konu üzerine kapsamlı bir şekilde düşünmeyeli, bir düşünce eylemi sonucu ortaya kendi fikrimizi koymayalı, araştırıp öğrenme süreci gerçekleştirmeyi ne kadarda olmuş. Örtük öğrenmelerimiz öylesine fazla ki üzerine oturup düşünmek aklımıza gelmedi.

Düşünmek farkındalığı da kendisiyle getiren bir süreçtir. Kişi düşünmenin ardından aydınlanma ve farkındalık sürecine girer. Farkındalık ise kişide bir dönüşüme sebebiyet verir. Düşünmenin getirdiği farkındalıkla girdiğimiz dönüşüm süreci, kilit noktadır. Ouroboros yılanının, kendini yeme eylemiyle getirdiği sonu, başlangıcının habercisi olamaz mıydı? İnsanın düşünmekten kendini yemesi sonucu girdiği bu dönüşüm bir sondan ziyade yeni bir başlangıcın habercisidir. Düşünmenin varlığı temsil ettiğini  Descartes şöyle ifade eder: ‘’Cogito ergo sum (düşünüyorum öyleyse varım)” der. Varlığımızı nitelendiren düşünme eylemi, bizlere sunulmuş birer nimetken bizler ekmeğimizi ısrarla bu nimete bandırmamayı veya bandırmaktan kaçmayı tercih ediyoruz. Kalıp yargılarımızın ötesinde bir insan olabilmek, tüketici yerine üretici olabilmek, her şeyden önemlisi de var olabilmek için düşünmemiz gerek.

Biraz olsun kendimize düşünmek için zaman ayırsak belki de toplum olarak bu kadar fevri, kindar ve sinirli yaratıklara dönüşmeyecektik. Düşünmemizin önündeki engel neydi? Bir yerlerde birileri düşünmemizi istemiyor olabilir miydi? Neden olmasın, aynı fabrikadan çıkmış önüne koyulan her şeyi sorgusuz sualsiz kabul eden insan toplulukları bugün ve yarın herkes için iş görürdü. Bizleri birbirimize benzetmeye, benzemeyenleri de topluluktan itelemeye çalışıyorlardı ve bizi senkronize edilmiş bir koyun sürüsüne dönüştürüyorlardı.

Jostein Gaarder, İskambil Kağıtlarının Esrarı’nda şöyle der: “Joker küçük bir delidir. Herkesten farklıdır o. Ne sinektir ne karo, ne kupa ne de maça. Sekiz veya dokuz, papaz veya bacak değildir. Her şeyin dışındadır, ötekilerle aynı yere ait değildir. Gerçi öbür kartlarla aynı pakette bulunur ama orası onun kendi evi değildir aslında. Bu yüzden de çıkarılıp bir kenara konabilir, hiç arayanı soranı olmadan..’’

İskambil Kağıtlarının Esrarı’na göre joker kartı filozoftur, sorgulayandır. Elli iki tane iskambil kartı öylece yaşarken joker kartı varoluşunu sorgulayandır, bu yüzdendir ki çoğu zaman çıkarılıp bir kenara koyulur. Toplumun içerisinde de düşünmeden, bitkisel hayatta gibi yaşayan binlercesi var. Her şeye sorgusuz sualsiz baş eğen, ensesine vurduğunda lokmasını alabildiğin binlerce insan… Sorgulamaktan aciz binlerce koyun sürüsü ve bunların başında hangi yöne doğru ilerlemeleri gerektiğini gösteren birer çoban. Eğer böylesi bir sürüde biri çıkıp, “Ben neden buradayım? Burada işimiz ne?” derse sürü, o insana ‘farklı’ gözüyle bakıp onu dışlamakta ve o insanı yalnızlığa mahkum etmekte. Söylesenize kim sürüden ayrılıp yalnız kalmak ister ki? İşte düşünmekten aciz birer toplumda birileri düşünüp topluma aykırı bir eylem sergilediğinde toplum o kişiyi dışlamaya ve ona farklısın etiketini empoze etmeye çalışmaktadır. Farklısın etiketi yapıştırılan insan yalnızlıkla cezalandırılır.

Düşünmemizin önünde birçok engel olabilir ama unutmayalım ki bugün eğer düşünmüyorsak bunun en büyük suçlusu bizleriz. İrade sahibi olduğumuzu ve düşünme eyleminin elimizde olduğunu unutmamalı ve sırf düşündüğümüz, sorguladığımız için dışlandığımız o sürüye dönüp; “Ben farklı değilim sizler aynısınız!” demeliyiz.

Yazar: Gizem Erdoğan

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir