Oku-Dinle-İzle: Mart Ayı

TPÖÇG Blog mart ayı önerilerini iftiharla sunar ☺

Merhabalar,

Sıradışı şeyler oluyor. Tüm dünyanın ve bizim gündemimizde virüs var. Tarihi bir döneme tanıklık ediyoruz, 2020 yılı hızlı bir giriş yaptı ve aynı ilginçlikte ilerlemeye devam ediyor. Dünya gündemi ile kendi gündemimizi ayırarak, bize verilen 3 haftalık arayı çok tatlı şekillerde geçirebiliriz diye düşünüyorum. Bu üç hafta pek çoğumuzun aklından geçebileceği gibi kendimizi geliştirmek, iç dünyamıza dönmek, hayatımızdaki gelişmelere dışarıdan bir gözle bakabilmek, sevdiklerimize vakit ayırabilmek için bir fırsat. Evlerimizden çıkmamaya özen göstererek hem kendi sağlığımızı hem sevdiklerimizin sağlığını hem de halk sağlığını koruyabiliriz. Hep okumak istediğiniz o kitap, izlemeyi sürekli ertelediğiniz film, sabahları yapmak istediğiniz ama vakit bulamadığınız spor hasretlik bir buluşma yaşatacak size. Nefes egzersizleri, öğlene sarkan sağlıklı kahvaltılar, akşama güzel bir yemek hazırlamak, işlerimi aceleye gelmeden zamanın bolluğu içinde yapmak benim planlarımda yerini aldı. Siz de üç haftalık bir program oluşturmakla, sevdiklerinizle ortak dizi/film listeleri oluşturup bunu takip etmekle başlayabilirsiniz. Ayrıca üç hafta ne yapacağız diyenlere, önerilerimiz ne güne duruyor?  Seçip beğenip izleyiniz, okuyunuz efendim.

Film: Boyhood

Boyhood, başrol oyuncusunun gelişimini eş zamanlı takip etmek amacıyla 12 senede çekilmiş bir film. Bu sebeple yarı belgesel havası alabilirsiniz. İlerleyen her sahnede, izlediğim karakterlerin adım adım değişimini incelemek çok duygusal ve heyecan vericiydi benim için. Hayatımızda neler oluyor, hangi olaylar karakterimizde belirleyici etkiler yapıyor, büyüdükçe ne ölçüde değişiyoruz, bu değişimde kimlerin payı var? Tüm bu sorularla birlikte naif bir nostalji hissi sizi sarıyor. Yaşamın küçük ve anlamlı anlar bütününden oluştuğunu görüyorsunuz. Kendi hayatınızdan izlere rastlayıp insan olmanın o kendine has karmaşasını kucaklıyor ve “Her şeye rağmen” gibi bir minnet cümlesi kurabiliyorsunuz. Bir hayatın evrimine, inişlerine, çıkışlarına, monotonluğuna empati kurarak şahit olmak tarifsiz bir tecrübe ve bu film size bu tecrübeyi sunuyor.

Kitap:  Sıradan Zaferler

Hayatın kendisini bir çizgi romandan okumak ve bir fotoğrafçının zihin dünyasına çizimlerle erişmek ister misiniz? Kurgu, yani “fiction” gerçekliğin yeniden ve hayali bir düzlemde şekillenmesi anlamını karşılıyor. Kurgusallık hayatın gerçekliğini o gerçekliği yeniden kurarak yansıtıyor, çizgi roman ise kurgusallığın çizimlerle şekillenmiş başka bir boyutu. O çizimlerdeki gibi gözüken hayali bir evren var, içindeki olaylar ise bizim gerçekliğimizdekine benzer. O evrende bir insan var, gençlikten yetişkinliğe bir büyüme süreci yaşıyor; çocuk sahibi olmaktan, ebeveynlerinin ölmesinden, yalnız kalmaktan, bir şeylere bağımlı olmaktan korkuyor. Bu süreçte gördüğü manzaralar ve bunların iç dünyasındaki yansımaları var. Onun içinde bulunduğu evrene bakınca gördükleri ve bunların iç dünyasındaki yorumu yani iki çeşit perspektif ile bir fiction evrenindeyiz, ama bu evren bizimkine teğet geçiyor. Bir de bizim içinde bulunduğumuz evren onu “fiction” olarak adlandırıp “en iyi çizgi roman” diye ödül veriyor. Sahi, gerçeklik ne ki?

“Çok güzel şeyler yapan, çok çirkin bir insan olabilirsiniz. Dünyanın bütün güzelliklerini kağıda yansıtırken, hiçbirinden nasibini almayabilirsin. Çok garip: bir insan, kendi yarattığı şeyin nasıl bu kadar gerisinde kalabilir? Eğer ortaya çıkan iş, sanatçıdan daha iyiyse, neden onun gelişimine yardımcı olmaz?”

Müzik: Lara Di Lara- Hazineler İçindesin

Hazineler içindeyiz. Hazineler içindeyiz. Hazineler içindeyiz. Her şeye rağmen. Bazen hatırlatılmak gerek. Sahi, gerçeklik ne ki?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.