Kendini Tanımak

"Belki bazı şeyler için çok geçti, bazılarını yaşamadığı için şükrediyordu ama kalan ömründe sadece kendini tanıma pahasına da olsa tüm hayatını tersine çevirmekte karar kıldığı düşüncesiyle güneşin aydınlattığı aynadaki kadına baktı."

(Bu yazının okunması yaklaşık 3 dakika sürmektedir.)

Uyuyunca geçecek sandığı sıkıntı sabaha karşı saat 5’te kapısını çalmıştı. Büyük bir halsizlikle ve kramplarla uyandı. Sanki midesinde büyümeye başlayan ve masaldaki fasulye gibi durdurulamaz biçimde içini kaplayan tohum; tüm organlarını sarmış, içinden çıkmaya can atarak göğüs kafesini zorluyordu. Kıvranmaktan ve kendini sarsacak kadar derin nefes almaktan başka çaresi yokmuşçasına odasında beklemeye koyuldu.
Son zamanlarda kendini zihinsel olarak yormuştu. Benliğini, kendini oluşturan kavramları, yaşamını, düşüncelerini, çevresini, geçmişi ve geleceği en ince ayrıntısına kadar hem kabullenmeye hem de değiştirmeye odaklanmıştı. Biraz durulunca daha rahat nefes alabilmek için penceresini sonuna kadar açtı.
Saate göz attıktan sonra yavaş adımlarla bir yandan istekli bir yandan da korkak halde aynasının karşısına geçti. Bu sefer cevabı bulmakta kararlı şekilde aynada kendisini süzdü, siyah gözleriyle bakıştı. Yansıması sanki sırdaşıymış gibi ona bakarak fısıltıyla konuşmaya başladı: “Kendimi ne kadar tanıyorum?”
Aynadaki kadın ona doğru cevabı verecekti. Onu tanıdığı için kendisini asla yüzüstü bırakmayacağına inanıyordu. Bir süre bakıştılar. Dağınık saçları ve şişmiş gözleriyle sabahın hafif ışığında oldukça hoş görünüyordu, sabırsız gözlerle bakmasa o zaman daha da hoş olabilirdi.
Dayanamayıp derin soluğunu hızlıca bıraktı ve yine fısıltıyla yansımasına sordu: “Kendimi ne kadar tanıyorum?”
Huzursuz bir kıpraşmanın ardından bir cevabın geldiğini anladı, ikisi de kendini toparlayarak ağzını açtı: “Her sabahki rutinimi, gün içindeki aktivitelerimi ve neler yaptığımı bildiğim için kendimi oldukça iyi tanıyorum. Yaşım şurada bir ay sonra 45’i dolduracak, hayat ve iş tecrübem benim yaşımdaki diğer kişilere göre kitap yazılıp basılacak kadar çok.”
Her ikisi de sustu, düşünmeye başladılar. Peki başka neler yaşandı? Belki duyguları hakkında konuşabilirlerdi: “Mutlu bir haber aldığımda her zaman yaptığım ilk şey gözlerimi fal taşı gibi açıp gülen ağzımı elimle kapatarak kahkahalar atmak olmuştur.”
Bir an kendiyle çeliştiğini hatırladı ve durdu çünkü bir keresinde mutlu bir haber aldığında ilk tepkisi yanaklarından süzülen yaşları elleriyle silmek olmuştu ve bir başka mutlu olayda yaptığı ilk şey yanındaki yakın arkadaşına sımsıkı sarılmaktı. Tek bir duygu bile kendisine bu kadar çok farklı tepki tattırdıysa demek ki daha vermediği birçok tepki vardı. Bunu düşününce tekrar derin derin soluk almaya başladı.
Yine göz göze geldiler. O gözlerde her şey apaçık ortada olmasına rağmen sihirli bir giz vardı. Açık olan tek şey o gizi görebilmesiydi.
Yüzünde buruk gülümsemesiyle daldığı noktadan geçmişin tatlı hüznüyle ayrıldı. Aklına gençlik yıllarındaki sevgilisi gelmişti. “Acaba evlilik hayatım olsaydı nasıl olurdu ya da bir çocuğa sahip olsaydım nasıl bir anne olurdum?” sorularıyla yeniden yansımasına gözlerini dikti. Bu soruların cevapları yoktu çünkü bunları hiç yaşamamıştı. Bir ara evine ona arkadaş olsun diye köpek almayı düşünmüştü. Hatta internetten cinsine göre isim bile bakmıştı ancak sonra bu sorumluluğu alamayacağını düşünüp vazgeçmişti. Oysaki çok isterdi eve geldiğinde sallanan tüyleriyle ona koşan tatlı yumuşacık bir ev arkadaşını. Bu kısa hayallerin bıraktığı hislerin mutluluğu, saf duygudan mantığa geçince yerini üzüntüye bırakıyordu.
Aklına, yaşamadığı için kendini şanslı saydığı bir durum geldi. Yakınlarından birini kaybetmemişti. Fakat yine kendini tanımada eksik olduğunu anladı, böyle bir durumda nasıl bir tepki verirdi acaba? Sonunda yavaş yavaş içindeki kumları eleğinden geçirdiğini ve elekte kalan minik altın parçalarını gördü.
45 yaşına gelmiş olmasına rağmen kendini sadece %7 tanıyordu. Yaşamadığı binlerce “keşke”si ve “iyi ki”leri vardı. Yaşadığı durumlara ise farklı tepkiler verdiğinde kendini tanıma oranı az çok artmıştı. Belki bazı şeyler için çok geçti, bazılarını yaşamadığı için şükrediyordu ama kalan ömründe sadece kendini tanıma pahasına da olsa tüm hayatını tersine çevirmekte karar kıldığı düşüncesiyle güneşin aydınlattığı aynadaki kadına baktı: “45 yıl boyunca yalnızca yaşamak için yaşamışım, kendimden bihaber… Öldüğümde mezar taşımda sadece doğum ve ölüm tarihim yer alacak. Oysa ben bu sayıların haricinde kendimi tanıma yüzdemle baş başa kalacağım. Benimki yaşadığım yıl değil, yaşadıklarımın sayısı olacak.”
Sözlerinin ardından hazırlanarak işlerinin biraz bekleyebileceği düşüncesiyle arabasına bindi ve yaşamak istediklerine doğru yola çıktı.
Yazar: Beyza Nur Fındıkcı

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bu site, istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanıyor. Yorum verilerinizin nasıl işlendiği hakkında daha fazla bilgi edinin.