Giz

(Bu yazının okunması yaklaşık 2 dakika sürmektedir.)

Hayatın ta kendisi miydi bizi büyüten yoksa içimizde biriktirdiklerimiz mi? İçerimizde biriktirdikçe iyi kötü hatıraları, hisler çağlayan gibi aktıkça yüreğimize, çığlıklarımız çoğaldıkça içerimize; kalabalıklar arasındaki suskunluğumuz bundan mıdır? Başkasına en ufak bir zarar vermekten kaçınırken kendimize bu denli acımasızlığımız belki de kendimize yaptığımız en büyük kötülük. Kendini değersiz hissettikçe değersizleştiriyorsun her bir sevdiğini, içinde büyüttüğün çiçeklerini. Oysa ne güzel şey sevmek, sevilmek; her şeye ve herkese rağmen. Bu satırları kendini bulma umuduyla okuyan canım okur, unutma: Kendini severek başlamalısın her şeye; her şeye rağmen.

Çocukken ne kadar eşsizdi her bir hayalimiz. Peki büyüdükçe saflıktan katran karasına boyanan hayallerimiz niye? Kendi hayallerimizin katili olurken katlediyor muyduk bir başkasının hayalini de? Hem katili hem de maktulü oynamak ne kadar zor olabilir ki; bunu her gün yapmıyor muyduk zaten?  

Yaş aldıkça her yıl, büyümenin bir marifet olmadığını daha iyi anlıyor insan. “Keşke çocuk olarak kalsaydım” cümleleriyle başlayıp yad ediyoruz adımlayarak geçtiğimiz her bir yılı. Bazen koşar adım ilerliyor ne arkamıza bakıyoruz ne de önümüzdeki sisli bulutların arasından bahtımıza ne çıkacağını bilmeden körlemesine dalıyoruz, koşuyoruz. Zorlu yollarda, taşa toprağa bulanarak bata çıka ilerliyoruz bilinmeyene doğru. Geleceği bilerek yaşamak bazen insanların en büyük dileği haline gelebiliyor. Bu istek ne kadar masum görünse de bir o kadar tehlikeli gibi görünüyor; geleceği bilerek yaşamak insanoğlunu en büyük buhranlardan bir diğerine sürüklemez mi? Geleceğin bilinmezliği diri tutar her bir uzvumuzu. Biraz korku biraz da heyecanla yürüyoruz işte hayat çizgimizde. 

Kendimizi büyütürken hayat çizgisinde kalan yerimiz küçülüyor ve bilgelik vasfına erdiğimiz an sona eriyor yolculuğumuz. Tam “oldum” derken ne kadar da olmadığımızı\olamadığımızı ve ne kadar aciz olduğumuzun farkına varmamız dilimizdeki hangi kelimelerle nasıl izah edilebilir ki? 

Her şeye rağmen nefes alıyor ve içimizde yer alan o güçle emek veriyoruz durmadan. Peki nedir bizi bizden alan ve yine bizi bize döndüren güç? Peki yerimiz? Boşlukta mıyız yoksa kendi çapımızda bir alan mı kaplıyoruz yeryüzünde? Çabalarımızla mı varız yoksa eksikliklerimizle mi tamız? 

Öyle anlar geliyor ki yeryüzünde kapladığımız yer kocaman iken; benliğimizde yer vermiyoruz kendimize. Nasıl bir çıkmaz, nasıl bir düzendir bu bizi bize yar etmeyen? 

Benim gücüm, benim umudum. Bir damla umut taneciği düşmeye görsün yüreğine. O değil midir seni bağlayan hayata; güneşe gözlerini araladığın her gününün son günün olduğunu bildiğin halde? Tarihin tozlu sayfalarına adını yazdırmış bir yazar;

“Umut, insanoğlunun bütün acılarının merhemidir” demiş.

Kendine sordun mu hiç acılarının merhemini?

Unutma, her bireyin umudu kendi gizinde saklıdır. 

Ya senin gizinde ne saklı?

Yazar: Elif Ayça Ölmez

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.