Eksiklikler Fazlalıklar

(Bu yazının okunma süresi yaklaşık 2 dakikadır)

Bir zamanlar, yaşamdaki en kötü şeyin sevdiğimiz insanların eksikliği olduğunu düşünürdüm. Oysa en kötüsü, sevdiğimiz insanların hayatında fazlalık olmakmış. Yirmi ikinci yaşımın ilk çeyreğini geride bıraktığım bu yolculukta, edindiğim en acı tecrübe oldu doğrusu. Hayır, üzülmeniz için söylemedim. Sonuç olarak bütün kalpler kırılır, herkes yaralanır ve bir şeyler kaybeder. Kabullenmekten başka çare yoktur. Eski bir dostumun söylediği gibi: “Hayat zaten kapanan kapılar dizisidir, öyle değil mi?”

Tamamlanması için gereken son parçası kaybolmuş bir yapbozun, elbet bir gün tamamlanma ihtimali vardır. Eksik parça, koltuğun altına kaçmış ya da masanın üzerindeki kitabın arasına girmiş olabilir ve bulunabilir. Ancak kutunun içine konmuş fazladan bir parçanın böyle bir şansı yoktur. Yapboz çoktan tamamlanmış, duvara asılmıştır. Ne kadar çabalarsak çabalayalım, bir yere sığdıramayız onu. Ahenkle birbirine tutunmuş ve tamamlanmış olan bir bütüne eklenecek her şey fazlalıktır.

Bazen aklıma geliyor, sorgulamadan edemiyorum; acaba bu kadar eksik hissetmesem kendimi, yine de bana fazlalıkmışım gibi hissettirmelerine rağmen durur muydum yanlarında? Sevinçlerimi, üzüntülerimi ve korkularımı ciddiye almamalarına rağmen sevdirmeye çalışır mıydım kendimi? Belki yaralarımız denk gelir birbirine demiştim; hep bir ağızdan söylemek, tek başına söylemekten daha iyidir diye düşünmüştüm acı türküleri. Ama kar taneleri gibiymiş insan. Ne kadar benzese de birbirine, yeteri kadar yakından bakarsan bambaşka şekillerde, bambaşka yapılarda  olduğu görülebilirmiş.

Peki ya ne yapmalı eksik -hisseden- insan? Başkalarına fazlalık olmadan nasıl yaşanabilir bu dünyada? Önce kabullenmeli bir mucize olmayacağını. Fazla kilolarını vermek, iş yerinde terfi almak ya da çok para kazanmak… Hiçbiri kapatmayacak bu eksiklik duygusunu. Önce kendimize göstermeliymişiz başkalarından beklediğimiz şefkati. Olduğumuz gibi yeterli olabileceğimizi anlamalıymışız. Daha sonrasında zaten, bizi sonradan gelmiş bir eklenti gibi değil, hayatının önemli ve tamamlayıcı bir parçası olarak gören insanlar çıkıyormuş karşımıza.

Biliyorum, bazı duyguları anlatmak çok daha zordur. Bazıları ise anlatılamaz, yalnızca yaşanmakla mükelleftir. Eksiklik hissi de bunlardan biri, tıpkı fazlalık olduğunu hissetmek gibi. Düşünceler yanılabilir, yanlış düşünebiliriz bazı konularda. Ama bir hissi kimse yanlışlayamaz. Eğer hissediyorsan, hissediyorsundur. Ve her ne olursa olsun, insanlar bize ne hissettirmek isterlerse onu hissettirirler. Bu yüzden, aramızda aşılamayacak duvarlar olan değil, penceremizin önündeki kurumuş çiçeklere su veren insanlardan yana kullanmalıyız tercihimizi.

Yirmi ikinci yaşımın ilk çeyreği bana bunları öğretti. Hayat, kısa mesafelerde çözümler gizleyen uzun bir maraton. Yaşamınızın her çeyreğinin, size cevaplar verip yeni sorular sordurması dileğiyle…

Yazar: Berkant Cödel

Eksiklikler Fazlalıklar” için bir yorum

  • 6 Ekim 2021 tarihinde, saat 09:46
    Permalink

    Yalnızlık kadar hayatımda keyif aldığım bir durum yok. Misal; deseler ki seni 8 ay eve kapatacağız. Küsuratla uğraşmayın düz 12 yapın derim. İnsan ilişki sevmiyorum, ses gürültü sevmiyorum, mivaylayan cıyaklayan insan vs istemiyorum yanımda. Ne kimseye derdimi anlatayım ne kimse yanımda dertlensin.

    Minimalizm’in ileri noktası bu olsa gerek. İnsan ve hayvan, canlı ve cansız bir talebim yok. Netflix’im yeter, kitaplarım da var, çay da demleyebiliyorum. Ara sıra da camdan bakarım. Belki bir kaç da market siparişi o kadar.

    Elbet doğumlar ölümler oluyor eve gitmek gerekiyor işe gitmek gerekiyor. Binbir hali var dünyanın. Yaş 43 belki bir kaç seneye EYT ile inceden inceden yolunu yaparım.

    İnsan nedir ya. İnsan aksıran tıksıran geğiren pis bir şey.

    Yanıtla

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.