(Bu yazının okunması yaklaşık 4 dakika sürmektedir.)
Hepimizin “nerelisiniz” sorusunu en az bir kere yanıtlamak durumunda kaldığı olmuştur. Kendimizi tanıtırken, günlük hayatta sohbet ederken, yeni ortamlarda arkadaşlık kurmaya çalışırken, işe başlarken… Bu soruya ne zaman cevap vermeye çalışsam aynı telaşı yaşarım. Çünkü pek çok insanın aksine bu soruya verecek tek bir yanıtım yok. Hiçbir zaman da olmadı. Cevap çok basit olmalıyken benim için hep karmaşıktı. Hiçbir zaman tek bir yere ait hissetmedim çünkü.
Küçükken balkondan dışarı bakıp ufkun ardında ne olduğunu görmeye çalıştığımı hatırlıyorum. Masmavi denizin ardında beni bekleyen yerlerin ve insanların olduğuna inanırdım. Benim ait olduğum bir yer olduğunu ve mutlaka oraya gitmem gerektiğini düşünür, oranın hayalini kurardım. Büyüdükçe pek çok yer gördüm, gezdim. Ama hala ait olduğum yeri bulamadım. İçimi bir korku kapladı. Ben yeri yurdu olmayan, kaybolmuş biri miydim? Yalnız hissettim, hiçbir yere ait olamadığımı, dışlandığımı hissettim. Koca dünyada sığacak bir yerim yokmuş gibi. Nereye gidersem gideyim, benim güvenli limanım, sığınağım olmayacağını hissettim. Bir yere ait olmazsam kimliğimin de olmayacağını düşündüm.
Oysa bu korkunun gereksiz olduğunu anlıyorum şimdi. Çünkü hiçbir yere ait olmamak aslında her yere ait olmak, en başta da kendine ait olmak demekmiş. Nereye gidersem gideyim, kimle olursam olayım, ben olmakmış. Gittiğin her yerin evin olabilmesi, tanıştığın insanların ailen olabilmesiymiş. Anladım ki bazılarımız, bu dünyaya yurtsuz geliyoruz. Bunu kabullenmezsek de içimizde koca bir boşlukla ayrılıyoruz. Belki de bedenimizin gömüldüğü toprakta, küllerimizin döküldüğü nehirde bile rahat edemiyoruz.
Aklıma efsanelerdeki ruhlar geliyor. Öldükten sonra dünyanın etrafında öylece dolaşan kimsesiz ruhlar… İşte aynen öyle hissediyorum. Yaşarken dahi öylesine dolaşıyor ruhum. Bir yere, bir zamana ait olmadan. Hem çok erken hem çok geç zamanda, hem doğru hem yanlış yerde dünyaya gelmiş bir ruh… Köşe bucak dolanıyor, kendine ait olan yeri bulmak için. Ama asla bulamayacak. Çünkü o yer dışarıda değil, içeride. Her şeyden önce kendini bulmalı. Çünkü ait olduğu yer orası. Orayı bulduğunda dünyasının merkezini de bulmuş olacak aslında. Kendi çekirdeğini.
Ben hala çekirdeğimi arıyorum. Bulur muyum yoksa yolculuğum sonlanmadan önce ömrüm mü sonlanır, orasını bilmiyorum. Ama içimdeki boşluk artık beni yutmuyor.
Yolcu yolunda gerek diyor, sizi de daha fazla tutmuyorum. Belki bir gün karşılaşır, birbirimizin dünyasına dokunuruz. O zamana dek yola devam.
Yazar: Göksu Keskin