ÇATISIZ EV

Çatısı olmayan bir ev gördünüz mü hiç? 

Ben gördüm. Numaralandırılmış sayfaların arasında, dışarıda öylesine bakarken göz göze geldiğim bir kadının gözbebeklerinde gördüm. İlk görüşte anlamazsınız. Okuduğum kitapta dediği gibi bazen gerçeğin gözüne bakmamız gerekiyor ve görebilmek için bakmak yetmiyor görebilmek için cesaret gerekiyor.

Bizi tehlikelerden koruyan, güvende olduğumuzu bildiğimiz, samimiyeti, sıcaklığı hissettiğimiz ve her günün bitiminde koşa koşa gittiğimiz içeri girdiğimizde ise derin bir oh çektiğimiz yerdir ev; huzur bulduğumuz yer. Evimiz bizi dış tehlikelerden korur ya hani çatısı olmayan bu eve dışarıdan bakınca her şey seyrinde görünür, o da korur kollar sanarsınız. Öyle değildir bu evde, ılık ılık okşamaz güneş tenini insanın; yakar, yağmuru kahve eşliğinde senfoni tadında dinleyemezsin çünkü o huzur yoktur evde ve gökten asit yağıyor sanarsın çünkü kemiklerini deler geçer. Soğuk da keskindir ve kardan adam gibi eğlencelere yer yoktur. Her şey yaşam için bir tehdit oluşturmaya başlar ya da tek şey… İçinde bulunulan durum ya kabul edilir ya da kendi kendine çatı inşa etmeyi düşleyen bir  çocuğun eyleme geçme gününü bekler. O gün belki gelir belki gelmez kim bilir?

Anneler çocuklarına canavarların hep dışarıda olacağını ve yabancılarla konuşmaması gerektiğini öğütler. Ya canavarlar evdeyse, burnunun dibinde ise? Ne diyebilir ki çocuğuna ona kendinden başka herkesin zarar vereceğini mi, olur da canavar evinde olursa bu düşünceyi iletmeden zihninde bir yerde kilitleyeceğini mi? Kilitler  dahi bazen bazı evlerde canavar içerde. Karanlık bir kuyu kazıyorlar belirsiz köşeye, dikkat çekmeden sözde “sevgi” sözcüğü süsüyle. İtiyor çocuğu o kuyudan aşağı ve canavar peşinden gidiyor. Sesi çıkmıyor çocuğun, daha doğrusu çıkamıyor çünkü bilmediği anlamlandıramadığı bir kuyu bu sonuçta. Sonra seziyor bu kuyu kötü ve burada ona zarar veriliyor. İşte o an evin çatısı yıkılıyor, güven veren ve sığınak olan yer tüm vasıflarından sıyrılıp karanlığa gömülüyor. Onunla birlikte çocuk da çocukluğunu geride bırakıyor, bir bakıma eski enerjisi sönüyor ve içe dönük bir hal almaya başlıyor. Olan biten her şeyden kendini sorumlu-suçlu tutuyor. Ben iyi biri değilim, değersizim veya bunu böyle yaptım ondan böyle oldu diyor kendine çünkü çocuk her şeyi kendine yöneltir iyiyi de kötüyü de… Aydınlığa ne zaman nasıl çıkıyor? Bilmiyorum. Çıkabiliyor mu? Bilmiyorum. Çatısı olmasa da ev bu kapısını kapatınca içeride herkes gibi sımsıcak bir yuva var sanırsınız. 

Yazar: Tuğçe Ünalmış

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.