Catastrophe

“Istırabın kaynağında, insanın hayatına anlam verememesi gerçeği yatar.”
Viktor E. Frankl

İnsanın anlam arayışına tarihsel bir bakışla bakıldığında bu sürecin, insanın düşünce yeteneğine erişmesiyle başladığı farz ediliyor. Sırasıyla, düşünce yeteneğine erişim doğa olaylarına yönelik soruları, bu sorulara verilen cevaplar da mitleri doğuruyor. Basit bir doğa olayı, insanlar tarafından komplike ve tanrısal bir mesaj olarak yorumlanıyor. Böylece belki de tesadüfen kurulan nedensellik bağlarının toplamı, bugün ‘’mitoloji’’ dediğimiz kavramın içini dolduruyor. Mitoloji, mitosların öyküleştirilerek birleştirilmesinden oluşur.
İlk felsefe belirtileri olarak sayılabilecek mitler, kuşaktan kuşağa aktarılan efsane ve söylentiler olarak tanımlanabilirler. Evrendeki her şeyin kişileştirilmiş ve canlı biçimleri olarak varsayılırlar. Aslen sözlü kültürün ürünü olduklarından, halkın bilinçaltını ve doğal düşüncelerini yansıtırlar. Bu yüzden yazı dilinin kesin ve odaklayıcı tavrından uzaktırlar. Ancak kronolojik akış gereği, ilk kez Sümerler (yazıyı kullanan ilk uygarlık olduklarından) tarafından yazıya geçirilmiş ve tüm Yakındoğu toplumlarının dini inanışlarının da temelini oluşturmuşlardır.

Bu akışa yüzeysel bakıldığında, insanın anlam arayışı öncelikle mitleri doğurmuş; daha sonra onların sorgulanmasıyla felsefenin doğumuna zemin hazırlamıştır. İlk doğa filozoflarıyla beraber felsefe, mitolojiden doğup daha sonra onun en büyük rakibi olmuştur. Bu durum oldukça olağandır çünkü mitolojik düşünce sisteminde kabuller sorguya pek açık değildir. Diğer bir deyişle, mitoloji dogmatik olmaya çok yatkındır. Örneğin, eski Yunanda ‘’Panteon‘’adı verilen ‘’Tanrılar Topluluğu’’nun (maddenin ortaya çıkmasında rolleri olmasa da) doğa olaylarının üzerinde müdahaleleri olduğuna inanılırdı. Fakat söz konusu felsefe olduğunda, Platon’un dediği gibi, ‘’ Merak bir filozofun en düşkün olduğu şeydir çünkü felsefenin bundan başka bir başlangıcı yoktur.’’ İşte tam da bu yüzden, mitoloji bir nevi iktidar sayılmış ve felsefeyle yüzyıllar boyunca çatışmıştır.

Mitler, içerik olarak olmasa da biçim olarak evrensel olduklarından bizlere, insanın anlam arayışı yolunda genellenebilir yargılar sunarlar. Bu duruma verilebilecek en iyi örnek eski Yunan düşüncesinin temellerini oluşturmaktır. Bu mite göre başlangıçta, evreni meydana getiren canlı, kutsal, ezeli ve ebedi bir madde vardır. Bu madde evrenin düzene girmeden önce içinde bulunduğu, biçimden ve düzenden yoksun, uyumsuz ve karmakarışık olan kaos’tur. Zamanla bu madde, düzenli evren olan kozmos’a dönüşür. Kimi filozoflara göre, hayata bir mana yükleyebilmek, anlamsız olana anlam katabilmek adına insan kendine bir iç kozmos yaratmalı ve bu sayede iç benliğini düzenli / dengeli tutmalıdır. Ancak ve ancak o zaman, anlam arayışı kişi için uygulanabilir sonuçlar doğurabilir.

Zaman içerisinde insan, doğayı sembolize edebilmeyi öğrenip, doğayla kurduğu doğrudan ilişkiyi kopardı. Böylelikle mitlerin insanlardaki yansıması da boyut değiştirdi. Mitler artık toplumlar için derin anlamlarla yüklü birer semboller haline gelmiş, mitlerin yerini çeşitli iktidar türleri ve ekonomik sistemler almıştı. Bu durum insanın kendini diğer türlerden üstün görmesine ve dolayısıyla da merkeze her daim kendini koymasıyla sonuçlandı. Özetle, insan tarih boyunca ıstırabına son verebilmek adına hayatı bir çok farklı şekilde anlamlandırmaya çalışmış, bu yolda verdiği uğraşlar sonucunda da pek çok farklı ürün vermiştir. Mitlerden doğup belki de kapitalizme kadar uzanan bu yolda, hayatın anlamına dair pek çok farklı tanım yapılmıştır. Örneğin, Viktor E. Frankl’a göre, “Gerçekten ihtiyaç duyulan şey, yaşama yönelik tutumumuzdaki temel bir değişmeydi. Yaşamdan ne beklediğimizin gerçekten önemli olmadığını, asıl önemli olan şeyin yaşamın bizden ne beklediği olduğunu öğrenmemiz ve dahası umutsuz insanlara öğretmemiz gerekiyordu. Yaşamın anlamı hakkında sorular sormayı bırakmamız, bunun yerine kendimizi yaşam tarafından her gün, her saat sorgulanan birileri olarak düşünmemiz gerekirdi. Yanıtımızın konuşma ya da meditasyondan değil, doğru eylemden ve doğru yaşam biçiminden oluşması gerekiyordu. Nihai anlamda yaşam, sorunlara doğru çözümler bulmak ve her birey için kesintisiz olarak koyduğu görevleri yerine getirme sorumluluğunu almak anlamına gelir.”

Sizin hayata yüklediğiniz anlam nedir?

Yazar: Yasemin Toraman

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir