Ayaklar Baş Olunca

Hepimizin çevresinde hasbelkader iyi yerlere gelen insanlar vardır; geldiği yeri duyduğumuzda, gördüğümüzde şaşırdığımız. Bu liyakatsiz insanlar kendi başlarına bir yere gelemeyeceklerinin ve herhangi bir işte başarı elde edemeyeceklerinin bilincindedirler. Böyle insanların Aytmatov’un da dediği gibi, “kendisini kollayıp kayıran dost ya da nüfuzlu akrabaları olmayınca işinde ilerlemesi, iyi bir yere gelmesi pek zordur.” Bu noktada kişilikleri menfaat üzerine o kadar odaklanmıştır ki dostluklarını menfaat üzerine inşa edip, menfaatleri bitince dostluklarını kolaylıkla yıkabilirler. Peki bu insanlar hasbelkader mi iyi yerlere geldi?

Birisi emek göstermediği bir yerde söz hakkına sahip olduğunda kendine benzer başka bir liyakatsiz insana gelişim alanı açar çünkü neden açmasın? Her kuş kendi türü ile uçar. Onlar vizyonu kendisine ilham olacak, deneyimlerinden yararlanabilecekleri, potansiyel sahibi birini aramıyorlar. Bunları arıyor olmaları için kendi türü yerine, farklı türlerle uçmayı bilmeleri gerek. Ünlü filozof Voltaire’in söylediği gibi “Pek az insan başkalarının deneyimlerinden yararlanmayı bilecek kadar akıllıdır.” Ne yazık ki bizler aynı yöne uçmakta olan bir sürü ile aynı havayı solumak zorundayız. Bazen sizlerin saatlerce, günlerce çalışıp emek verdiğiniz ve en sonunda hak ettiğiniz o şey için, çok da kafa patlatmayan biri perdenin arkasından hakkınızı talep etmekle de kalmayıp bizzat hakkınızı sizden alabilir. Görünürde adaletle işlediği bu oyunu öyle güzel oynar ki perde kapanırken seyirciden büyük bir alkışı da hak eder. Kabul edelim ki gerçekten bir alkışı hak ediyor ama bu alkışı, aldığı galibiyetle değil, yüksek performans oyunculuğuyla hak ediyor.

Kim olduklarını hepimizden çok kendileri bilse de onlar bulundukları mevki ile kişiliklerini öylesine özdeşleştirirler ki eğer mevkileri olur da ellerinden kayarsa kendilerinin de bir hiç olacaklarının farkındadırlar. Bu yüzdendir ki bunlar bulundukları koltuğu sıkı sıkı kavrayıp o koltuğu bırakmamak için makyavelist kişiliklerini ortaya koyarlar. Yaptıkları şeyin ahlaki boyutunun onlar için bir önemi yoktur ne de olsa amaca giden her yol mubahtır. Bu insanların adalet kavramının gözü bağlıdır, hak edenlerin yerini kolaylıkla alırlar. Birisi bulundukları yerle ilgili haklarını sorguladıklarında şahıslarına yapılmış bir tür hakaret olarak kabul edip geldikleri yer için, bulundukları mevki için ne kadar çok çalıştıklarından ve hak edip bu başarıyı elde ettiklerinden bahsederler. Unuttukları bir şey var ki “Aslında insan yalan söyleyerek sadece kendini kandırır. Çünkü yalan iki veya üç kişilik değil, bir kişiliktir. Kaybedilen ise sadece kişiliktir.”

Bu insanlara karşı her zaman dik bir duruşunuz olsun. Dostluğunu menfaat üzerine kurmuş olan insanların varlığı fazlalıktır ve bu fazlalığı eksiltmekten çekinmeyin. Liyakatsizlikleri ortaya çıkan bu insanlar kısa sürede alaşağı olacaktır. Bu insanlar için beceriksizliğin ve ihanet kavramının tanımı farklıdır o yüzden kulaklarına Türkeş’in: “Beceriksizlikle ihanet arasında kıldan ince bir çizgi vardır. Beceremediği halde makam-mevki işgal etmek en büyük ihanettir.” sözlerini fısıldayın.

Yazar: Gizem Erdoğan

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir