Aç Ruhlar

Aşk kişiden kişiye değiştiği gibi, zamandan zamana, mekandan mekana göre de değişir mi? Klişe ama doğru, eski aşklar yok artık.

Aşkın belki de zamanı bile aşabilen ve kitlelerce ortak sayılabilecek bazı özellikleri olduğu söylenebilir. Çeşitli jenerasyondan insanlara aşk hakkında sorular sorulsa benzer betimlemeler de duyulur mutlaka. İşte bu yüzden aşk dendiğinde insanlarda yarattığı duyguların ortaklığı olduğundan emin sayabiliriz kendimizi. Peki ama ilişkilerimiz? Zaman içerisinde hissiyatın seyri bu denli stabil kalabiliyorken davranışlar da aynı oranda nasıl çeşitleniyor? İnsanlar arasında kurulan romantik ilişkilerin nitelikleri zaman içerisinde ne yöne doğru gidiyor? Kurulan romantik ilişkileri sosyo-kültürel ve tarihsel faktörlerden bu denli ayrı düşünebilmek mümkün müdür?

Tüketim çılgınlığı, çağımızda global kültürün buhranı… Diğer bir deyişle, kapitalizmin dünya üzerindeki kasıp kavurucu etkisi insan ilişkilerine uğramadan geçmedi. İstesek de istemesek de hepimizin bir parçası haline geldiği bu sistem bizleri ‘’ben merkezci’’ olmaya endeksledikçe ‘’biz merkezcilik’’ ya da basitçe ‘’biz’’ olabilmeyi imkansız kıldı. İki insan için sen ve ben kavramlarını aynı potada eritmeden biz olabilmek de artık iyice zorlaştı. Şüphesiz ki her gözlemde olduğu gibi bu da istisnalarını içine barındırır. Ancak bugünü dünle kıyasladığımızda, insan ilişkilerinin boyut değiştirdiğini düşünenlerin çoğunlukta olduğu söylenebilir. Bizler için bu durum normalize edilmeye çok açıktır. Bunun sebebi göreceli olarak global gelişimlerin çok hızlı yaşanması olabilir.

Zaman geçtikçe sahip olduğumuz teknolojik kaynaklar da artıyor, bu durum doğal olarak insan ilişkilerine yansıyor ve yeni davranış kalıpları ortaya çıkarıyor. Kapitalizm yayıldıkça, küresel odak giderek üretimden tüketime doğru kayıyor. Tüketim beraberinde doyumsuzluğu getirirken doyumsuz birey için her lüks ihtiyaca dönüşmeye başlıyor. İşte tam da bu yüzden insan ilişkisi kurmanın bizler için ‘’bir dokunuş uzakta olması’’, yüzeyde kolaylık gibi gözükürken derinde zorluklar çıkarıyor. Diğer bir deyişle, insanlar sadece nesneler konusunda değil, beşeri ilişkiler konusunda da tüketim odaklı olabiliyor. Basite indirgendiğinde, soyut olan her şey önem kaybederken, somut olan her şeyin değer kazandığı bir dünyada; sevgi temelli ilişki kurmak artık beklentiler arasında değil. Kaldı ki öyle olsa bile, beklentilerimiz artık o kadar fazla ki kimse tarafından karşılanamaz bir hal almış durumda.
Şu noktaya değinmekte fayda var: aşkın kültürden kültüre değişiyor olması bu durumda olağan sayılabilir, ‘’amoral’’ olan değer kavramını bu denli değersizleştirmektir. Belki de sistemin getirisi olan pragmatizm, bizleri günden güne daha da tahammülsüz insanlara dönüştürdüğündendir ki bazı şeyler veya bazı kimseler, artık işimize yaradıkları kadar var oluyor bizler için.
Yine de yadsınamaz bir gerçek var ki gelenekten uzaklaşıp özgürlüğe yakınlaşmak kitleleri açık fikirliliğe yöneltiyor. Fakat bireyi bu denli özgürleştiren sistem, aslında bizleri ne kadar serbest bırakıyor? Günümüzde ‘’özgür’’ olmanın illüzyonu yaşanıyor. Aslında sisteme hizmet ettiğimiz kadar özgür olabiliyoruz her birimiz. Bu durumda birey için önemli olan, özgürlüğü; sevgi, değer ve paylaşımlarımızı çabuk tüketecek ve hatta harcayacak şekilde içselleştirmemek olabilir. Aksi takdirde; gayri ihtiyari artan rasyonalizm, bizleri hepten duygusallıktan uzaklaştırabilir. Bu da, ruhlarımızı aç bırakmaktan başka bir neticeye varmayacaktır.

‘’Ey en sevgili kişisi dünyanın, sevgisiz yerlerde durma! Onlarca başka dünya var seni sevecek ve ait edecek. Muhtaç değilsin, özgürsün!’’

Yazar: Yasemin Toraman

Aç Ruhlar” için bir yorum

  • 1 Ocak 2019 tarihinde, saat 17:50
    Permalink

    acı çekmek özgürlükse, özgürüz ikimiz de

    Yanıtla

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir