A-VAZ/GEÇTİM

Edebiyat öğretmenimin sesini duyuyor musunuz? “Bu yazdığın hiçbir paragrafın giriş cümlesi olamaz.” Olur hocam, sıkılmadık mı Tanzimat romanlarının şa-ha-ne girişlerinden. Gayet tabi olur, herkes kendi paragrafının girişinden kendisi sorumludur. Neyse, herhangi bir giriş yapmamışım meğer. Zaten uzun zamandır bırakın etkileyici girişleri, sıradan cümleler bile kuramıyorum.

Yazının tadı kaçmaya başladı, girişten biraz uzaklaşalım.

Nasılsın dünyalı, keyifler yerinde mi? Ne zamandır kendine hatır sormuyor gibisin, sebebi gündelik telaşlarından. Sence önceki hayatında da böyle miydin? Böylesine telaşlı, vurdumduymaz ve unutkan? Ben mi? Ben bir kitapmışım. Geçenlerde bir arkadaşım söyledi. O da benimle aynı kitaplıkta duranlardan biri miydi dersin? Belki de hemen alt rafıma konumlandırılmış bir müzik aleti?  Her neyse, keşke hep bir kitap olarak kalaymışım. Slyvia Plath’in kaleminden çıkmış olabileceğimi iddia etti aynı arkadaşım ve sanıyorum tam olarak bundan kaynaklanıyor uzun süredir yazamayışım. Korkuyorum dünyalı, duyuyor musun?

Her neyse..

İşbu yazı, neyi nasıl yazacağıma sürekli müdahale eden kafamın edebiyat öğretmeni ve yazdıklarımı okuyup okumadıklarını asla öğrenemeyeceğim bütün okurlarım içindir. Hitaba tabi tutmadığım kim varsa, okumayı şu an sonlandırabilir çünkü alt satırdan itibaren ben de çekiliyorum.

DÜĞME

Sesinin hangi tonuyla uyuyayım bugün,

Üstüme hani kokunu örteyim, bilmediğim?

Sen,

Tanımadığım bedenlerin küf kokulu yorganlarında

Bir yarısı çoktan kırık düğme,

Bir de benim sevdiğim.

İlle de sıkı sıkı tutturulmuşsun,

Bir çuvaldızla.

Yabancısı olduğum bedenleri

Bir çuvaldızla mesken tutmuşsun.

Gözünün yaşını sevdiğim

Hiç görmediğim yaşını, gözünün.

Yağmuru suçlama,

Severim yağmur sevişlerini.

Ben, her nisan nur’unda

Sesini kadife yağmurluklara kilitlerim.

Adın, şifasıdır kadifelerin.

Kadife yağmurluklar ziyaret yeşili kokar,

Bulutları durmadan sesin yeşil boyar.

Söyle!

Kaç zifirinin sessiz düşünde

Tanıdık sokak lambaları

Papatya beyazı yanar?

Kaç sarhoşluğa yeter,

Bilinmeyen bir avuç içi kokusu?

Yine de avuç içleri kokusunu sevdiğim,

Bilmediğim.

Papatyalar topla bana avuçlarından.

Avuçların ki, kara saçlarımın tacıdır.

Necdet Rüştü nasıl bilmez,

“Bahtım saçlarımdan karadır.”

Teheccüdlerin saat 3 vakitlerinde

Adını tespihlere ezberlettiğim.

Adın ki, duasıdır kehribarların.

Sen, her gece 33 kere amin dediğim.

Dinle!

“Gökteki güneş sönse vazgeçmem.” diyor.

Güneşin her gece söndüğü yerden

Affedilmeyi bekliyor.

Sonunda Mart 2013,

Bir devrin babası canından geçiyor.

Ben delinin biriyim, sevdiğim

Bir çıksan küf kokulu yorganlar altından

Seni en deli ben seveceğim.

Fakat ne sevmek,

Avuç içlerin dahil.

Bugün,

Sesinin “ben” tonuyla titreyeceğim,

“Sabaha kalmadan affet,”

Sevdiğim.

 

Vaktiyle TPÖÇG Blog’ta okumuştum; şair her yazıyı yazarmış da, her yazar şiir yazamazmış.

Biraz evvel size bıraktığım şiir, PsiNossa Edebiyat sayısında da yayınlanmış olup, sizleri dergimizin birbirinden keyifli bütün sayılarını takibe davet etmektedir. Yazdığım ve yazamadığım her şey için affınıza sığınıyorum, şiiri ve bu şiiri seviyorum. Keyifli okumalar, TPÖÇG’le kalın!

“Ne olur bir şey sorma..”

YAZAR: Sena Ezgi BEZCİ

Sena Ezgi Bezci

TPÖÇG Blog Yazarı | İstanbul Medipol Üniversitesi Psikoloji Öğrencisi

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir