37. İstanbul Film Festivali

İstanbul Film Festivali bu yıl 6-19 Nisan tarihleri arasında 198 uzun metrajlı ve 12 kısa filmden oluşan nitelikli programıyla izleyici ile buluşacak. Program kapsamında 12 günde, 18 bölümde, 43 ülkeden 218 yönetmenin toplam 210 filmi gösterilecek. Festivalde NTV Belgesel Kuşağı adı altında da 12 belgesel gösterime sunulacak. Bu bilgilerden sonra size festivalde dikkatimi çeken ve izlemeye değer bulduğum 8 film önerisinden bahsedeceğim. Öneriler arasında ciddi bir gişe sayısına ulaşmış filmlerin yanı sıra çok küçük bütçelerle yapılmış çeşitli ülke sinemalarından keşiflerimi de aktaracağım. Şimdiden iyi eğlenceler dilerim.

 

  • You Were Never Really Here

Lynn Ramsey, We Need to Talk About Kevin’den tam altı yıl sonra beklediğimize değeceğini düşündüğüm bir işe imza attı. Geçen sene Film Ekimi listelerinde de yer aldıktan sonra gönderilen kopyada bir problem olduğu için tüm festival programından çıkarılan film küçük bir kızı seks tacirlerinden kurtarmaya çalışan bir tetikçiyi merkeze alıyor. Cannes Fim Festivali’nde Lynn Ramsey’e En İyi Senaryo Ödülü’nü getiren film anti-kahraman arşivi oldukça geniş olan Joaquin Phoenix’e ise En İyi Erkek Oyuncu Ödülü’nü getirdi. Müziklerini Radiohead gitaristi Jonny Greenwood’un yaptığı bu karanlık atmosferdeki film Jonathan Ames’in öyküsünden uyarlandı.

 

 

 

  • Touch Me Not/Dokunma Bana

 

 

Berlin Film Festivali’nden Altın Ayı ile dönen Adina Pintilie’nin ilk uzun metrajı Touch Me Not, karakterleri felsefi tartışmalar, beden egzersizleri ve ruhsal sağaltım seansları esnasında gözlemlerken estetik güzelliği ve cinsel fetişlerin tanımını yeniden kurarken beden algımızı sarsıyor.

 

 

 

 

 

 

 

  • Mug/Yüz

 

 

 

Polonyalı yönetmen Malgorzata Szumowska bu filmi ile Berlin Film Festivali’nden Jüri Büyük Ödülü ile ayrılmayı başardı. Toplumsal bir eleştiriyi temel alarak kimlik ve beden gibi konulara kara bir mizahla eğilen film Polonya’daki ilk yüz naklinin gerçekleştiği Jacek’e karşı çevresinin tavrının nasıl değiştiğini konu alıyor.

 

 

 

 

 

  • Soldiers. Story From Ferentari/Bir Mahalle Hikayesi

 

Bükreş’in varoşlarında geçen bu hikaye utangaç bir antropolog Adi ile manele müziğini inceleyen eski bir suçlu Alberto arasındaki gizli aşkı gözler önüne seriyor. Bu ikili arasındaki ilişkinin fakirlik ile sınanması doğrultusunda ilerleyen film tabuları yıkan ve kenar mahallelere gerçekçi bir üslup ile yaklaşan tavrı ile dikkat çekerken yönetmen Ivana Mladenović’in ilk uzun metrajı olma özelliği taşıyor.

 

 

  • Hannah

 

 

Andrea Pallaoro yönetmenliğinde başrolü usta oyuncu Charlotte Rampling’e teslim edilen film bir kadının hapse giren kocasının arkasında dururken oğlu tarafından bile dışlanmasını konu alıyor. Bu derinlikli karakterin anlatımını sakin bir akışla işleyen film Haneke sinemasını sevenler için kaçırılmaz bir fırsat.

 

 

 

 

 

 

  • Once Upon A Time In A November/Bir Zamanlar Kasım’da

Andrzej Jakimowski’nin filmi işsiz bir öğretmen Agata ile hukuk öğrencisi olan oğlu Mareczek’in evlerinden tahliye edilmesiyle Varşova’da sürekli bir tarafa savrulurken verdikleri yaşam mücadelesini konu alıyor. Bu iki eğitimli insan toplum nazarında aşağılanırken orta sınıf ile alt sınıf arasında neredeyse hiçbir fark olmadığını bize gösteriyor.

 

 

  • Mektoub, My Love: Canto Uno/Kısmet, Sevgilim: İlk Şarkı

 

Blue is the Warmest Color filmi ile dikkat çeken Abdellatif Kechiche’nin bir François Bégaudeau romanından uyarladığı film yoğun, esprili, tekila ve 1990’lar pop müziğiyle harmanlanmış bir yaz hikayesini anlatıyor. Yaz tatilini Fransa’nın güney sahillerinde geçiren genç senarist Amin’in burada bir kadına aşık olmasının ardından ilk filmini gerçekleştirmesini sağlayacak bir yapımcı ile tanışmasını mevsimin en sıcak renkleriyle seyredeceğimiz film festivalin dikkat çeken filmleri arasında yer alıyor.

 

 

 

  • Abracadabra/Abrakadabra

Pablo Berger’in kara film ve gotik korku ögelerini tempo ve görüntü bazında harika bir deneyim sunarak birleştirdiği yeni filminde bir düğün sırasında gerçekleştirilen başarısız bir hipnozun sıradan bir adamın içindeki seri katili uyandırmasının doğaüstü hikayesini anlatıyor. İspanya’nın Oscar aday adaylarından olan bu yapım aynı zamanda izleyiciye bir 80’ler nostaljisi yaşatıyor.

 

BONUS:

Festival, usta yönetmen Ingmar Bergman’ı doğumunun 100. yılında özel bir seçki ile anıyor. Çağdaş sinemanın en etkili isimlerinden olan Bergman’ın 10 tane filmi festival esnasında gösterime sunulacak. Bu seçkiden bir tanesini bonus olarak sizlere önereceğim.

  • Autumn Sonata/Güz Sonatı

Yönetmenin efsane oyuncu Ingrid Bergman ile birlikte olan tek çalışması özelliğine sahip olan film tek mekanda geçmesi dolayısı ile oda sinemasının en çarpıcı örneklerinden biri. Dünyaca ünlü bir piyanist olan Charlotte’un, eşinin ölümünden yedi yıl sonra kızı Eva’yı ziyaretini konu alan yapım Charlotte’un diğer kızı Helena’nın da odaya dahil olmasıyla birlikte birbirlerine karşı olan inkar, yüzleşme ve kabul süreçlerini yansıtıyor.

YAZAR: Ahmet BİNGÜL

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir