Koku

Baharın ilk günlerinde burnunuza gelen çiçek kokuları size tatlı bir hüzün verir mi? Bana hep olur bu. Aklıma hep çocukluğumda sokaklarda nasıl koşuşturduğum, oyunlar oynadığım,  arkadaşlarımla gizli gizli dondurma yediğim günler gelir. Çamurdan doğum günü pastaları yaptığım, çimlerde yuvarlandığım, arı görünce çığlıklar atıp kaçtığım zamanlar… Feray Ünsal’ın kaleminden “Koku”

Devam

Günün Akışında

Öyle bir çalkantı ki bu, ismimin yanına her an farklı bir rolü ekliyor; bazen hepsi oluyorum, bazen hiç kimse. Tezatlıklarla işte. Bu tezatlıkların bana getirdiği beklentilerin akışına kapılıp gidiyorum. Beklentilerin bana direttiği zorunda ve olmalı terazisinden asıyorum hep kendimi, ölüme çeyrek kalıyor ama ölmüyorum. Tuğçe Ünalmış’ın kaleminden “Günün Akışında”

Devam

Ouroboros Yılanı

Düşünmek farkındalığı da kendisiyle getiren bir süreçtir. Kişi düşünmenin ardından aydınlanma ve farkındalık sürecine girer. Farkındalık ise kişide bir dönüşüme sebebiyet verir. Düşünmenin getirdiği farkındalıkla girdiğimiz dönüşüm süreci, kilit noktadır. Ouroboros yılanının, kendini yeme eylemiyle getirdiği sonu, başlangıcının habercisi olamaz mıydı? Gizem Erdoğan’ın kaleminden “Ouroboros Yılanı”

Devam

İlişkilerde Üçüncü Şahıs: Travma

Aşk, bireyin kişilik yapısıyla birebir ilgili olabiliyor, diyor İlkim Öz. Peki biz kişilik yapımız doğuştan belli olarak mı doğduk yoksa çevremizin, belli yaşanmışlıkların elleriyle şekillenen bir heykel çamuru gibi miyiz? Tek bir travmatik olay tüm duygusal ilişkilerimizi şekillendirebilir mi? Travmatik bir bireyle birlikte olmak diğer bireyde travmatik bir etki yaratabilir mi? Büşra Böyükgöz’ün kaleminden “İlişkilerde Üçüncü Şahıs”

Devam